Kucağımda bebeğimle eve dönüyordum; gri ve soğuk bir akşamüstüydü. Binanın girişine tam adımımı atacakken, bir elin bileğimi sertçe kavradığını hissettim. Aniden beliren yaşlı bir kadındı bu. Bakışları buz gibi, parmakları ise taş kadar sertti. Kulağıma eğilip, “Eve girme, önce babanı ara,” diye fısıldadı. Dehşet içinde kaldım çünkü babam sekiz yıl önce ölmüştü; onu kendi ellerimle toprağa vermiştim.

Yaşlı kadına babamın hayatta olmadığını söylemeye çalıştım ama o, “O yaşıyor,” dedi kararlılıkla. “Hâlâ silmediğin o eski numarasını ara. Yukarısı sizin için çok tehlikeli.” Kadın yukarıdaki penceremize bakarken içimi ürpertici bir korku kapladı. Mantığım bunun imkansız olduğunu söylese de ellerim titreyerek telefona gitti. Hiç silmediğim o numarayı buldum ve arama tuşuna bastım. Birkaç çalıştan sonra o tanıdık, hafif hırıltılı ses cevap verdi: “Alo?”
Telefondaki ses gerçekten babamdı. Şoktan nefesim kesilirken, “Baba, bu nasıl olur? Seni gömdük…” diye fıkırdayabildim. Babam ise vaktin dar olduğunu belirterek sözümü kesti: “Bunu sonra açıklayacağım, şimdi beni dinle. Sakın o eve girmeyin. Bebeği al ve binadan olabildiğince uzaklaş, yirmi dakikaya oradayım.” Sesindeki o otoriter ve korumacı ton, içimdeki panik dalgasını daha da büyüttü.

Neler olduğunu sorduğumda babam acı gerçeği fısıldadı: “Sekiz yıl boyunca peşimdeki tehlikeli insanlardan korunmak için öldüğümü sandırdım. Ama yerimi buldular. Şimdi benden intikam almak için senin evine düzenek kurmuşlar. Eğer o kapıyı açarsan ikiniz de öleceksiniz.” Dizlerimin bağı çözüldü, her zaman huzur bulduğum evim bir anda ölümcül bir tuzağa dönüşmüştü.

Bebeğime daha sıkı sarılarak binadan hızla uzaklaşmaya başladım. Babamın talimatlarını harfiyen uygularken arkama baktığımda, o gizemli yaşlı kadının çoktan gözden kaybolduğunu fark ettim. O akşam sadece babamın aslında yaşadığını öğrenmemiştim; aynı zamanda görünmez bir elin beni ve çocuğumu mutlak bir ölümden çekip aldığını anlamıştım. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.