Annem onu da denize götürmem için bana yalvardı: Kabul ettim — ama daha ilk akşamdan tatilin sonsuza dek mahvolduğunu anladım

“Lina, çok bir şey istemiyorum. Sadece yanınızda otururum, varlığımla kimseyi rahatsız etmem,” dedi annem suçlu bir ses tonuyla. Altmış dokuz yaşındaydı ve her zaman görünmez olmaya, kimseye yük olmamaya çalışırdı; beni en çok sinirlendiren de buydu. Eşim Daniel ile bu tatil için bir yıl boyunca para biriktirmiş, sadece ikimiz kalıp sağlık sorunlarından ve bitmek bilmeyen tavsiyelerden uzaklaşmayı hayal etmiştik. Daniel, “Emin misin? Bu çok farklı bir tatil olacak,” diye sordu. “Biliyorum,” dedim, “ama ona hayır dersem kendimi asla affetmem.”

Böylece annemi de yanımıza aldık. Yolculuk, annemin biletler için endişelenmesi ve her şeyin “çok pahalı” olduğunu tekrarlayıp durmasıyla gergin başladı. Otele vardığımızda odaya sanki bir müzedeymişiz gibi çekinerek yerleşti. İlk akşam, deniz kenarında şık bir restoranda akşam yemeğine gittik. Annem en iyi ama demode elbisesini giymiş, yanından hiç ayırmadığı eski çantasına sımsıkı sarılmıştı. “O çantayı odada bıraksaydın ya?” diye sordum. “Yanımda kalsın,” dedi sadece. Yemek boyunca huzursuzdu ve tatlılar geldiğinde, “Lina, sana bir şey anlatmam gerek,” dedi. İşte o an, tatilimizin havası tamamen değişti.

Çantasından eski, yıpranmış bir fotoğraf albümü çıkardı. Restoranda olduğumuzu hatırlatıp onu durdurmaya çalışsam da o çok kararlıydı. Albümün ilk sayfasında deniz kenarında gülen, bronzlaşmış genç bir kadın vardı. Bu halini hiç görmediğim annemdi. Yanındaki adamı ise hemen tanıdım: Babam. Ben babamın bizi terk edip gittiğini sanıyordum; annem yıllarca bana bu hikayeyi anlatmıştı. Ancak gerçek, annemin ağzından dökülen kelimelerle bir tokat gibi yüzüme çarptı.

“Bizi bırakıp gitmedi Lina,” dedi annem gözlerini kaçırarak. “Sen o zamanlar çok ağır hastaydın. İlaçların ve tedavin için çok paraya ihtiyacımız vardı, o da en çok parayı kazanabileceği o tehlikeli işe gitti. Geri dönemedi çünkü orada bir iş kazasında öldü. Kendini suçlamandan korktuğum için sana gerçeği hiç söylemedim.” Denizin sesi bir anda kesilmiş gibiydi. Annem, babamla hayal ettikleri bu yere, bunca yıl tek başına taşıdığı bu ağır sırrı artık paylaşmak için gelmek istemişti.

O an, karşımda duran kadının “modası geçmiş” veya “beceriksiz” biri olmadığını, bir ömür boyu evladını korumak için devasa bir yalanın yükü altında ezilen kahraman bir kadın olduğunu anladım. “Beni affet anne, sana karşı çok haksızlık ettim,” diyebildim sadece. Bu tatil planladığım gibi neşeli ve tasasız geçmedi; çok daha derin bir anlam kazandı. Bazen denize sadece dinlenmek için değil, artık kaçamayacağınız gerçeklerle yüzleşmek için gidildiğini o akşam anladım.

Like this post? Please share to your friends: