Baba, kör doğduğu için kızını rızası olmadan fakir bir gençle evlendirdi; ancak sonrasında yaşananlar tüm aileyi tam bir dehşet içinde bıraktı Karanlıklar içinde büyüyen genç kız, dünyayı hiç göremese de hayatın acımasızlığını her nefesinde hissediyordu. Kusursuzluğa tapan babası için o bir evlat değil, saklanması gereken bir utanç ve sırtındaki ağır bir yüktü. Annesinin ölümünden sonra iyice yalnızlaşan kız, babasının gözünde sadece “o kör kız” olarak kalmış, misafirler geldiğinde odasına kilitlenen bir fazlalığa dönüşmüştü.

Kız yirmi bir yaşına bastığında babası, onun hayatını mahvedecek o soğuk kararı verdi. Bir sabah odasına girip, “Yarın evleniyorsun,” dedi; “Sokaktaki o dilenci çocukla. Sen körsün, o ise fakir; birbirinize layıksınız.” Kızın itiraz etme şansı bile yoktu. Ertesi gün gösterişsiz, alaycı fısıltıların gölgesinde bir tören yapıldı. Babası kızın elini o “fakir” adamın eline tutuşturup, “Artık o senin problemin, ne haliniz varsa görün,” diyerek arkasına bile bakmadan onları terk etti.
Ancak bu evlilikten sonra yaşananlar herkesi şoka soktu. Cami yanındaki küçük bir odada yaşamaya başlayan çiftin evi, saraylardan daha huzurluydu. “Fakir” genç, kızın dünyayı görmeyen gözleri oldu; ona gökyüzünün rengini, ağaçların kokusunu ve insanların iç yüzünü sabırla anlattı. Aradan aylar geçince, kasabada tuhaf bir söylenti yayılmaya başladı: Gizemli bir hayırseverin fakirlere yüklü miktarda altın dağıttığı ama kendisinin çok mütevazı yaşadığı konuşuluyordu.

Gerçeği öğrenen baba, duydukları karşısında dehşete düşerek kızının kaldığı barakaya koştu. Kapıyı açtığında karşısında eski kıyafetli bir dilenci değil, asil duruşlu ve varlıklı bir adam duruyordu. Meğer bu genç adam, kalbiyle görebilen bir eş bulmak için mirasını reddedip fakir kılığında yaşayan köklü bir ailenin oğluydu. Yanında ise hayatında ilk kez korkusuzca gülümseyen, başı dik ve huzurlu kızı duruyordu.

Baba, zengin damadına yaranmak için bir şeyler kekelemeye çalışırken kızı onu susturdu. “Sen benim körlüğümü bir lanet olarak gördün baba,” dedi sakince. “Ama asıl kör olan sendin. Benim gözlerim görmüyor olabilir ama senin kalbin körelmiş. Ben senin hor gördüğün bu adamın sayesinde insanın gerçek değerini görmeyi öğrendim.” Babası, kaybettiği servetin ve harcadığı kızının utancıyla öylece kalakalırken, genç çift arkalarına bile bakmadan kendi aydınlık dünyalarına doğru yürüdüler.