Küçük çocuk ve babaannesi, yaşlı kadının en sevdiği nehir kenarındaki patikada yürüyorlardı. Kadın, “Akan su kötü düşünceleri temizler,” diyerek nehrin huzuruna inanıyordu. Ancak yerinde duramayan torunu, aniden eline bir taş alıp suyun içine fırlattı. Babaannesi, başkalarına zarar verebileceği uyarısıyla çocuğu sert bir dille azarlayınca, küçük çocuk çocukça bir inatla buna tepki gösterdi.
Babaannesinin o eski ve otoriter ses tonundan her zaman nefret eden çocuk, duyduğu öfkeyle bir an bile düşünmeden yaşlı kadını nehre doğru itti. Kadın dengesini kaybederek soğuk ve akıntılı suların içine düştü. Yaptığı hareketin dehşetini henüz kavrayamayan çocuk, bunun eğlenceli bir şaka olduğunu sanarak kıyıda kahkahalar atmaya başladı; oysa suyun altındaki tehlikeden habersizdi.

Ancak saniyeler sonra yaşananlar, çocuğun gülüşünü yüzünde dondurdu. Babaannesi suyun içinde paniklemek yerine, yıllar önce torununa öğrettiği gibi kollarını açarak suyun üzerinde kalmayı başardı. Akıntı, sanki yaşlı kadının sakinliğine saygı duyuyormuşçasına yavaşladı. Çocuk, babaannesinin suların içinden sırılsıklam ama dimdik bir vakurla ve yüzünde hafif bir tebessümle çıkışını hayretle izledi.
Yaşlı kadın kıyıya ulaştığında hiçbir öfke belirtisi göstermeden, “Gördün mü?” dedi, “Su sadece düşünceleri temizlemez, aynı zamanda insanların içindeki gerçek yüzü de ortaya çıkarır.” Bu sözler üzerine çocuğun neşesi yerini derin bir utanca bıraktı. Şaka zannettiği şeyin aslında ne kadar büyük bir kötülük olduğunu o an kalbinde hissetti.

Hayatının en ağır dersini alan çocuk, bir daha asla gülmedi. Sessizce babaannesinin yanına yaklaştı, titreyen elleriyle onun elini tuttu ve hayatında ilk kez sorumluluk duygusunun ne demek olduğunu anladı. O günden sonra nehir, sadece suyun aktığı bir yer değil; bir çocuğun vicdanının uyandığı kutsal bir mekan haline geldi.