Balerin, babası bale ayakkabılarını doğrudan prova salonuna getirdiğinde diğer dansçıların önünde utandı: Herkes onunla alay etmeye başlayınca babasını kovdu, ancak o anda beklenmedik bir şey oldu

Anna’nın evinde sabahlar hep bir gerginlikle başlardı. Üç yıldır bale yapan genç kız, eski ve yıpranmış ayakkabılarından utanıyor, babasına sürekli yenisini alması için baskı yapıyordu. Şantiyede en ağır işlerde çalışan baba, paraları olmadığını sabırla anlatsa da Anna bir öfke patlaması yaşayarak eski ayakkabılarını babasına fırlattı ve kapıyı çarparak provaya gitti. Baba, yerden aldığı o eski pabuçları işe götürdü; öğle arasında elleri nasır tutmuş halde onları temizledi ve altın rengi boyayla boyayarak yeni gibi parlatmaya çalıştı.

Akşamüstü, yorgunluktan bitap düşmüş ve üstü başı toz içinde olan baba, kızını mutlu etmek için prova salonuna gitti. Ancak Anna, şık arkadaşları ve lüks ortamın içinde babasının bu halinden derin bir utanç duydu. Diğer kızlar babasının kıyafetleri ve kokusuyla alay etmeye başlayınca, Anna korkunç bir yalan söyleyerek onun babası değil, babasının yardımcısı olduğunu iddia etti. Babasını salondan kovarken, adamın getirdiği pabuçları öfkeyle yere fırlattı. Babası hiçbir şey demeden, pabuçları yerden alıp mahzun bir sessizlikle oradan ayrıldı.

Ertesi sabah Anna yatağında yepyeni bir kutu buldu; içinde boyanmış değil, gerçekten sıfır bale ayakkabıları vardı. Anna sevinçle provaya koştu ve o ayakkabılarla katıldığı yarışmada büyük bir ödül kazandı. Ancak eve döndüğünde gelen bir telefonla dünyası başına yıkıldı. Babası, kızına o ayakkabıları alabilmek için üst üste ek mesailer yapmış, aşırı yorgunluktan şantiyede fenalaşarak hastaneye kaldırılmıştı.

Anna hastane koridorlarında koşarken, elindeki ödülün ve pabuçların hiçbir değerinin olmadığını anladı. Odanın kapısını açtığında, o güçlü adamın bembeyaz bir yatakta bitkin halde yattığını gördü. Gözyaşları içinde babasının nasırlı ellerine sarıldı ve salonda söylediği o zehirli sözler için defalarca özür diledi. “Baba lütfen beni affet, ben dünyanın en kötü evladıyım,” diye hıçkırırken, başkalarının ne düşündüğünün artık hiçbir önemi kalmamıştı.

Babası gözlerini yavaşça açıp kızının elini zayıfça sıktığında, Anna hayatının en acı ama en önemli dersini almıştı. Gerçek zenginlik pahalı pabuçlar ya da alkışlanan sahneler değil, bir babanın evladı için feda ettiği nasırlı elleri ve karşılıksız sevgisiydi. O günden sonra Anna, her dansında o altın rengine boyanmış eski pabuçların hatırasını kalbinde taşıdı; çünkü asıl parlayan ayakkabılar değil, babasının fedakarlığıydı.

Like this post? Please share to your friends: