Balıkçı teli çekerek çamurun içinden çok garip şekilli bir nesne çıkardı: Bulduğu şeyi çamurdan temizlediğinde ne olduğunu anlayıp şoke oldu

Deniz kenarında fırtınanın ertesi sabahı erkenden uyanan bir balıkçı, her cumartesi yaptığı gibi sakin bir köşe bulmak amacıyla sahil şeridinde yürümeye başladı. Gece boyunca etkili olan sağanak yağış ve şiddetli rüzgar, kıyıya yosunlar, tahta parçaları ve paslı demir yığınları fırlatmıştı. Islak çamurların arasında oltasını kuracak sessiz bir yer arayan adam, balçığın içinden neredeyse dikey bir şekilde gökyüzüne doğru uzanan ince bir tel parçası fark etti. İlk başta fırtına artığı sıradan bir çöp olduğunu düşünse de telin bir şeye sıkıca bağlıymış gibi durması dikkatini çekti.

Merakına yenik düşen balıkçı, tele uzanıp tek eliyle çekmeye çalıştı ancak nesne yerinden bile kıpırdamadı. Bunun üzerine iki eliyle birden asıldı; yapışkan çamur, gizemli nesneyi adeta bir vakum gibi geri çekiyor ve bırakmak istemiyordu. Telin eldivenlerinin üzerinden avuçlarını acıtmasına aldırmayan adam, büyük bir inatla sağa sola sallayarak çekmeye devam etti. En sonunda çamurdan derin bir vakum sesi yükseldi ve ağır nesne balçığın içinden kurtularak dışarı fırladı. Balıkçı, çamurla kaplı, yuvarlak ama yer yer köşeli olan bu tuhaf şekilli cismi görünce ürperdi.

Cismin şekilsizliği ve ağırlığı nedeniyle aklına cinayet kurbanı bir insana ait olabileceği gibi son derece ürkütücü ve karanlık düşünceler geldi. Sırtından aşağı soğuk terler boşalan adam, gerçeği bir an önce öğrenmek için nesneyi hemen deniz suyuna götürüp yıkamaya başladı. Dalgalar çarptıkça yapışkan çamur tabakası yavaşça temizleniyor, altındaki gizemli şekil belirginleşiyordu. Önce pürüzsüz bir yüzey, ardından belirgin bir burun ve taşlaşmış dudaklar ortaya çıktı; çamurlar tamamen akıp gittiğinde suyun içinden taşa kazınmış kıvırcık saçlı, çok tanıdık bir yüz balıkçıya bakıyordu.

Balıkçı şaşkınlıktan donakaldı ve derin bir nefes aldı; çamurun altından çıkan şey, dünyaca ünlü şair Aleksandr Puşkin’in taş bir heykel başıydı. Birkaç dakika önce polise haber vermeyi düşünen ve büyük bir korku yaşayan adam, durumun absürtlüğü karşısında kendi kendine gülmeye başladı. Muhtemelen birileri eski bir heykeli denize atmış, gece yaşanan şiddetli fırtına ise ünlü yazarın büstünü bir asır sonra dalgalarla yeniden karaya fırlatmıştı. Taş yüzü kurulayıp kuru kumsalın üzerine yerleştiren balıkçı, derin bir iç çekerek, “Beni gerçekten çok korkuttun, Aleksandr Sergeyeviç…” diye mırıldandı.

Bu sıra dışı keşif, korku dolu bir gizem gibi başlayıp sahil kasabasında neşeyle anlatılan tarihi bir anekdota dönüştü. Balıkçı, o gün tek bir balık bile tutamadı belki ama hayatı boyunca unutamayacağı ve kahkahalarla hatırlayacağı eşsiz bir anı kazandı. Bulduğu değerli büstü yerel bir müzeye teslim eden adam, doğanın insan yapımı sanatı ve geçmişi asla yok etmediğini, en hırçın fırtınalarla bile olsa bir gün mutlaka ait olduğu yere, insanlığın ellerine geri teslim ettiğini yaşayarak öğrenmiş oldu.

Like this post? Please share to your friends: