Beşinci kattan düşen bir bebeği, kendi hayatımı hiçe sayarak kurtardım: Herkes bana kahraman diyordu ama bir hafta sonra bebeğin ailesi ‘dikkatsiz kurtarma’ gerekçesiyle bana dava açtı

Sıradan bir sabah işe yetişmeye çalışırken, beşinci katın penceresinden bir camın kırıldığını ve boşluğa bir bebeğin düştüğünü gördüm. Düşünecek bir saniye bile yoktu; ileri atıldım ve kollarımı açarak küçücük bedeni havada yakaladım. Sert asfalta birlikte çakıldık. Sırtımda ve başımda dayanılmaz bir acı vardı, bilincim bulanıklaşıyordu ama bebeğin ağlama sesini duyduğumda her şeye değdiğini anladım. Etraftakiler beni sakinleştirmeye çalışırken herkes tek bir ağızdan aynı şeyi söylüyordu: “Sen bir kahramansın!”

Hastanede beyin sarsıntısı ve ciddi eziklerle boğuşurken tek tesellim bebeğin hayatta olmasıydı. Ancak bir hafta sonra elime ulaşan mahkeme tebligatıyla dünyam başıma yıkıldı. Bebeğin ailesi, kurtarma sırasında çocuklarına zarar verdiğim ve “tehlikeli bir yöntem” kullandığım gerekçesiyle bana dava açmıştı. Bebeğin babası yüzüme bağırarak beni suçluyor, avukatları ise mahkemede sanki bir hayat kurtarmamışım da bir suç işlemişim gibi fotoğraflar eşliğinde üzerime geliyordu.

Duruşma salonunda kendimi yapayalnız ve çaresiz hissediyordum. Karşı tarafın avukatı, daha önce hiç görmediğim yalancı şahitler getirerek beni “tedbirsizlikle” suçluyordu. Kendi avukatım bile işlerin kötüye gittiğini görüp uzlaşmamı tavsiye etti. Tam her şeyin bittiğini, iyiliğimin bedelini hapisle ya da ağır tazminatlarla ödeyeceğimi düşündüğüm o anda, mahkeme salonunun kapısı büyük bir gürültüyle açıldı ve içeriye yabancı bir kadın girdi.

Bu kadın, olayın yaşandığı gün tesadüfen orada olan ve her şeyi cep telefonuyla saniye saniye kaydeden bir görgü tanığıydı. Video mahkeme ekranına yansıtıldığında salona derin bir sessizlik çöktü. Görüntülerde, annenin dikkatsizliği sonucu bebeğin pencereden nasıl kaydığı ve benim son salisede hayatımı riske atarak onu nasıl yakaladığım tüm çıplaklığıyla görünüyordu. Gerçek, en saf haliyle ortadaydı: Ben olmasaydım o bebek bugün yaşamıyor olacaktı.

Videonun ortaya çıkmasıyla dava seyri tamamen değişti; iftira atan aile velayet haklarını kaybetti ve ben beraat ettim. Mahkeme binasından çıkarken içimde ne nefret ne de pişmanlık vardı. Yaşadığım tüm bu haksızlıklara rağmen kendime şu sözü verdim: Yarın yine aynı şeyi görsem, sonunun buraya varacağını bilsem bile, o bebeği kurtarmak için yine kollarımı açardım. Çünkü insan hayatı, hırsların ve yalanların çok üzerindedir.

Like this post? Please share to your friends: