Bir pazarda bir elbise aldım ve ertesi gün kapım çalındı. O alışveriş hayatımı tamamen değiştirdi

Bir pazarda tanıştığım bir kız çocuğu için bir elbise aldım. Ertesi gün biri kapımı çaldı ve her şey değişti.

Pazarda gördüğüm, sade bir sarı elbiseyi küçük bir kız için aldığımda, bunun sadece küçük bir iyilik olduğunu düşünmüştüm. Ama ertesi gün anladım ki bazen hayatımıza ihtiyaç duyduğumuz insanlar, hiç beklemediğimiz anda çıkar.

Hayatın sadece yapılacak işler listesi gibi göründüğü günler vardır: damlayan musluklar, ödenmemiş faturalar ve bitmek bilmeyen işler.

Ama bazen de durup, devam etmemizi hatırlatan sessiz anlar vardır.

Ben küçük bir ev eşyaları dükkanında çalışıyorum; yanında bir fırın ve bir güzellik salonu var. Heyecan verici bir iş değil, ama yiyecek ve ısınma masraflarını karşılamama yetiyor.

Lili ve ben yalnız kaldığımızdan beri böyle yaşıyoruz.

Kızım on bir yaşında. Çok hızlı büyüyor ve yaşıtlarından daha olgun görünüyor. Babası onun iki yaşındayken vefat etti ve o günden beri ona her şey olmaya çalışıyorum: anne, öğretmen ve arkadaş.

Hayal ettiğim hayat bu değildi, ama bizim hayatımız bu. Ve bu yeterli.

Çok şeye sahip değiliz, ama sabahları şarkılar söylüyor, kahkahalar paylaşıyor ve sonbaharda sıcak çikolata içiyoruz. Bu bizi mutlu ediyor.

O gün özellikle bir şey aramıyordum. Sadece işten sonra biraz gezmek ve zihnimi dağıtmak istiyordum.

Eski eşyaları incelemeyi ve daha önce kimlere ait olduklarını hayal etmeyi seviyorum. Sonbahar havası ceviz, tarçın ve ıslak yaprak kokuyordu. Tezgahlar arasında yavaşça yürürken bir büyükanne ve torununu gördüm.

Kız beş yaşlarında olmalıydı. İnce bir palto ve yıpranmış spor ayakkabılar giymişti. Bir askıda duran elbiseye işaret etti:

— “Buna bak, büyükanne! Bu elbiseyle bahçe partisinde prenses olacağım!” — diye heyecanla bağırdı.

Elbise basit ama güzeldi. Büyükanne etikete bakıp hüzünle iç çekti:

— “Sevgilim, bu alışveriş parası… Bu sefer olmaz,” dedi.

Küçük kız başını salladı, gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu. O anda Lili’yi hatırladım; onun yaşındayken, bir parti için kendi elbisesini zar zor alabildiğim zamanları. Onun sevinci ve benim içimden yükselen rahatlama gözyaşları geldi aklıma.

Kımıldayamadım. Elbiseyi satın aldım ve kadınları gidip gitmeden yakaladım.

— “Lütfen kabul edin,” dedim büyükanneye. — “Bu onun için.”

Kadın şaşkın kaldı, sonra ağlamaya başladı. Bana defalarca teşekkür etti. Küçük kız çantayı kucakladı ve istediği elbise olduğunu haykırarak sevinçle bağırdı.

Onlar uzaklaşırken içimde sıcak bir his hissettim; sanki içimin bir parçası iyileşmişti.

Ertesi gün Lili’nin öğle yemeğini hazırlarken kapı çaldı. Açtığımda aynı büyükanne ve küçük kız duruyordu. Bu sefer farklı görünüyorlardı: özenle giyinmiş, gülümseyen yüzler. Küçük kız sarı elbiseyi giymiş, küçük altın bir çanta tutuyordu.

— “Teşekkür etmek için sizi bulmak istedik,” dedi büyükanne. — “Bu sizin için.”

Çantanın içinde, sonbahar renklerinde boncuklarla yapılmış, el yapımı bir bilezik olan küçük bir ahşap kutu vardı. Tam o anda Lili geldi ve onları tanıştırdım.

Büyükanne, Margaret adını taşıyordu ve benim bu jestimin ona insanlara olan inancını geri verdiğini söyledi. Küçük kız Ava ise gülüyor ve partide “sonbaharın kraliçesi” olacağını anlatıyordu.

Bir hafta sonra bana o festivale davet eden bir mektup geldi. Gitmekte tereddüt ettim ama Lili beni cesaretlendirdi.

Festivalde Ava’yı sarı elbisesiyle gördük. Sahnedeyken parlıyordu ve şarkı söylüyordu; Margaret de izleyici arasında gururla bizi selamladı. Sonra yanımıza geldiler ve Margaret bana şöyle dedi:

— “Senin iyiliğin kök saldı. Bir gün, Ava da bir başkasına aynı şeyi yapacak.”

O günden sonra sık sık görüşmeye başladık. Margaret çoğunlukla ev yapımı yiyecekler getiriyor: çorbalar, pastalar, güveçler. Bazen biz de onun evine gidiyoruz. Kızlar arkadaş oldu ve Ava, Lili gibi saçlarını örmemi bile istiyor.

Kimseyi değiştirmeye çalışmıyoruz. Sadece boşlukları dolduruyoruz. Sevgi bazen habersiz gelir ve kalır.

Bir akşam yemeğinde Lili, sınıfındaki bir çocuğu sevdiğini itiraf etti. Margaret güldü ve ciddiymiş gibi davranarak ona on sekiz yaşına kadar erkeklerle ilgilenemeyeceğini söyledi. Kızlar kahkahayla patladı ve mutfak neşeyle doldu.

Böylece, yavaş yavaş, bir aile olduk. Kan bağıyla değil, seçimle. Bazen aile, kalmaya karar veren insanlardır.

Like this post? Please share to your friends: