Şemsa Nine, o zorlu kış günlerinde borçlanmadan ve kimseye yük olmadan mevsimi nasıl geçireceğini düşünerek elindeki her kuruşu sayıyordu. Odun dükkanını aradığında sesi çekingen ve kısıktı; sadece en az miktar olan iki metreküp odun sipariş edebildi. Tek isteği, en soğuk gecelerde sobasının tütmesiydi. Ancak ertesi sabah kapısının önüne beklediği küçük araç yerine devasa bir kamyon yanaştı ve işçiler Şemsa Nine’nin ödeyemeyeceği kadar büyük bir odun yığınını bahçeye boşaltmaya başladı.
Yaşlı kadın, bir yanlışlık olduğunu düşünerek gözyaşları içinde şoföre durmasını yalvardı; elindeki kısıtlı parayı uzatıp daha fazlasını alamayacağını anlattı. Şoför ise parayı reddederek onu yirmi yıl öncesine götüren o cümleyi kurdu: “Bu odunlar bir hata değil Nine, bedeli çoktan ödendi.” Şemsa Nine şaşkınlık içindeyken şoför, kereste fabrikasının sahibinden bir not getirdiğini söyledi. Notta, yirmi yıl önceki o dondurucu kışta, incecik ceketiyle kapısında titreyen ve kendisine sıcak kurabiye ile çay ikram edilen o küçük çocuktan bahsediliyordu.
O küçük çocuk büyümüş ve bugün o kereste fabrikasının sahibi olmuştu. Yıllardır çocukluğunu, belki de hayatını kurtaran o şefkatli kadını arıyordu. Şemsa Nine’nin ismini sipariş listesinde görünce aradığı kişinin o olduğunu anlamıştı. Şoför, “Sahibimiz bu odunların bir hediye değil, sadece bir borç ödemesi olduğunu iletmemi istedi,” dedi. Şemsa Nine, yıllar önce karşılık beklemeden açtığı kapısının ve sunduğu bir tas sıcak çayın, yirmi yıl sonra evini ısıtacak koca bir odun yığını olarak geri döneceğini asla tahmin edemezdi.
O akşam Şemsa Nine sobasını yaktığında, evin içine yayılan sadece odun ateşi değil, unutulmayan bir iyiliğin sıcaklığıydı. İlk kez kışın bitmesi için gün saymıyordu; çünkü kalpten yapılan hiçbir şeyin yok olmadığını anlamıştı. Ertesi gün, tıpkı eski günlerdeki gibi fırınını yaktı ve mis gibi kokan kurabiyeler pişirdi. Bu kez sokaktan geçen çocuklar için hazırlamıştı onları. Kendi iyiliğinin karşılığını almış olmanın huzuruyla, bu iyilik zincirini devam ettirmeye karar verdi.
Kış boyunca Şemsa Nine’nin evi hiç soğumadı. Elindeki fazla odunları, tıpkı o küçük çocuk gibi bakışlarında mahcubiyet taşıyan ihtiyacı olan komşularıyla paylaştı. İyiliğin sadece evleri değil, hatıraları ve yılları da ısıttığını görmüştü. İnsanlar iyiliğin unutulduğunu söylese de Şemsa Nine artık gerçeği biliyordu: İyilik asla kaybolmaz, sadece geri dönmek için en doğru ve en ihtiyaç duyulan anı beklerdi.