Kayınvalidem ne zaman o meşhur akşam yemeklerinden birini hazırlasa, tüm aile büyük bir neşeyle masanın etrafında toplanırdı. Altı yaşındaki oğlum için bu anlar paha biçilemezdi; kuzenleriyle oynamaya ve ilgi odağı olmaya bayılırdı. Geçen Pazar günü yine böyle muazzam bir sofradaydık. Herkes yemeklerin lezzetini övüyor, kahkahalar havada uçuşuyordu.

Sırayla herkesin konuştuğunu gören oğlum, birden gaza gelip sandalyenin üzerine çıktı. Minik bedeniyle herkesin dikkatini çektikten sonra, “Ben de babaannemin yemeklerini çok seviyorum!” diye bağırdı. Ancak hemen ardından muzip bir gülümsemeyle kayınvalideme dönüp o dondurucu soruyu sordu: “Babaanne, sen ve dedem odanızda yalnız kaldığınızda ne yaptığınızı herkese anlatayım mı?”
O an masada zaman durdu. Kayınvalidemin elindeki kaşık yere düştü, herkesin yüzündeki gülümseme yerini derin bir sessizliğe ve utanca bıraktı. Kötü bir şey söyleyeceğinden korkarak yerimden fırlayıp onu susturmaya çalıştım ama çok geçti; meraklı gözler çoktan oğluma kilitlenmişti.

Oğlum, masadaki gerginliğin farkında bile olmadan neşeyle bağırdı: “Babaannem dedeme gizli kağıt falları ve kart numaraları öğretiyor!” Bu masum açıklama üzerine kayınvalidem derin bir nefes alarak kahkahayı patlattı. Meğer büyükbabasıyla odalarına çekilip birbirlerine eski usul sihirbazlık numaraları yapıyorlarmış.

Bir anda tüm masa rahatlama dolu kahkahalarla sarsıldı. Başta utanan misafirler, bu çocuksu masumiyet karşısında gözlerinden yaş gelene kadar güldüler. Akşamın geri kalanı, oğlumun büyük bir gururla anlattığı “sihirli” hikayeler eşliğinde, ailenin hafızasından silinmeyecek tatlı bir anı olarak devam etti.