Porselenlerin çıkardığı o gürültülü şıngırtı sadece bir ses değildi; Timur’un hayatının değiştiği anı işaret ediyordu. Kalbini parçalayan kırılan tabaklar değil, beyaz, parıldayan kırıntıların arasında yalınayak duran iki yaşındaki oğlunun hıçkırıklarıydı.
Timur sıradan bir adamdı. Otuz iki yaşında, çalışan, yorgun ve boşandıktan sonra yalnızdı.
Her şeyi tek başına hallediyordu: faturalar, sorumluluklar ve günlük hayat. Ve idare ediyor gibiydi… ta ki bir gün sinirlenene kadar.
Tek ışığı olan küçük Kolya, sadece yardım etmek istiyordu. Babası üzgündü, bu yüzden bir iyilik yapması gerekiyordu.
Raftaki bir tabağa uzandı ve her şey yere yıkıldı. Bir şangırtı, bir şangırtı, bir çığlık.
Timur öfkeyle mutfağa koştu ve çocuğu gördü; titriyordu, duvara yaslanmıştı, gözleri kocaman açılmış ve korkuyla doluydu.
“Ne yaptın?!” diye patladı.
Bu sözler çocuğa yönelik değildi. Boşluğa, kendi acısına, yorgunluğuna, dertlerine, bir zamanlar kendisinin de sıcaklıktan yoksun olduğu bir hayata yönelikti.
Ama çocuk bunu bilmiyordu. Sadece durup ağladı. Sessizce, sessizce.

Ve o anda Timur fark etti: Tabakları kırmamıştı, güveni kırmıştı.
Dizlerinin üzerine çöktü ve fısıldadı: “Üzgünüm. Yanlış bir şey yapmadın. Başarısız olan bendim.”
Kolya, babasının tekrar bağıracağından korkarak ona doğru çekingen bir adım attı.
Ama babası ona sadece sarıldı; uzun zamandır ilk kez, gerçekten, sımsıkı.
Daha sonra, kırıkları temizlerken Timur büyük bir parça fark etti. Çatlağı yoktu, sadece bir çentik.
Bir kalem alıp “Bugün baba olmayı öğrendim.” yazdı.
Bu parçayı pencere kenarına bıraktı; evdeki en önemli şeyin tabaklar değil, kırılmaması gereken sıcak bir kalp olduğunu hatırlatmak için.

O günden sonra her şey değişti.
Dinlemeye başladı. Sadece duymakla kalmayıp, dinledi.
Kolya ile krep pişirdi. Burnuna bulaşan una güldü. Çığlık atmak istediğinde nefes aldı.
Zalim değil, ebeveyn olmayı öğrendi.
Aylar geçti. Kolya tekrar güvenmeye başladı.
Bir gün sordu:
“Baba, bu parçaya neden ihtiyacın var?”
“Seni neredeyse kaybettiğim günün bir anısı,” diye yanıtladı Timur. “Ve sevginin öfkeden daha önemli olduğunu.”
Kısacası: Bazen sevdiğin bir şeyin ne kadar kolay yok edilebileceğini anlamak için korkunç olaylara ihtiyacın olmaz. Bazen kendini sonsuza dek değiştirmek için tek gereken bir tabak, bir çığlık, korkmuş bir çocuğun tek bir bakışı.