“Defol git buradan! Burası saygın insanlar için seçkin bir otomobil bayisi,” dedi yönetici kirli kıyafetleri ve çizmeleri içindeki yaşlı adama; ancak sadece birkaç dakika sonra yaşananlar karşısında yüzü bembeyaz kesildi.

Lüks “Avangard Motors” galerisinin pürüzsüz zemininde, çamurlu balıkçı çizmelerinin çıkardığı gıcırtı yankılandı. Dışarıdaki sağanaktan sırılsıklam olmuş, eski yeşil yağmurluğu ve omzundaki olta çantasıyla yaşlı bir adam içeri girdi. Parlayan lüks arazi araçlarının arasında, bu hırpani görünüm oldukça eğreti duruyordu. Resepsiyondaki görevli Sofia, adama küçümser bir bakış atarak otobüs durağının karşıda olduğunu soğukça hatırlattı.

Yaşlı adam, Sofia’nın sözlerine aldırış etmeden podyumdaki siyah arazi aracını incelemek istediğini söyledi. O sırada gürültüye gelen salon müdürü Mark, adamın kirli çizmelerine ve eski kıyafetlerine bakarak öfkeyle araya girdi. “Burası saygın müşteriler için seçkin bir galeri, sizin yeriniz eski tamirhaneler!” diyerek güvenlikten adamı dışarı atmasını istedi. Mark, karşısındaki adamın dış görünüşüne bakarak onun bir “hiç” olduğuna karar vermişti.

Yaşlı adam sakinliğini bozmadı; sadece elini cebine atıp telefonunu çıkardı. “Merhaba Michael, dediğin galeriye geldim ama çalışanların pek misafirperver değil,” dedi ve telefonu titreyen Mark’a uzattı. Telefonun ucundaki ses, galeriler zincirinin asıl sahibiydi. Mark’ın yüzü saniyeler içinde kireç gibi bembeyaz oldu. Kekeleyerek özürler dilerken, az önce kovmaya çalıştığı adamın aslında kim olduğunu anlamıştı.

Birkaç dakika içinde tüm personel yaşlı adamın etrafında pervane oldu. Az önce hor görülen o “balıkçı”, aracın teknik özelliklerini dinledikten sonra cebinden çek defterini çıkardı. Sadece o siyah aracı değil, aynı modelden tam üç tane satın aldı. Şaşkın bakışlar altında, “Biri kendim için, diğer ikisi ise balığa giderken bana eşlik eden korumalarım için,” diyerek imzasını attı.

Meğer bu mütevazı adam, boş vakitlerini nehir kenarında geçirmeyi seven uluslararası bir şirketin milyarder sahibiymiş. O gün galerideki herkes, bir insanın kıyafetlerinin onun değerini veya gücünü belirlemediğini, asıl saygınlığın karakterde saklı olduğunu sert bir dersle öğrenmiş oldu.

Like this post? Please share to your friends: