Ablamın düğününde, ondan daha göz alıcı göründüğümü düşündüğü için beni havuza ittiğinde bunun başıma gelebilecek en büyük aşağılanma olduğunu sanıyordum. Bahçe çiçeklerle bezenmiş, davetliler şampanyalarını yudumlarken o bembeyaz gelinliği içinde sahte bir gülümsemeyle yanıma yaklaştı; bakışlarındaki o soğuk öfkeyi çok geç fark ettim. Beklenmedik bir hamleyle beni sırtımdan ittiğinde buz gibi suyun içinde kaldım; elbisem ağırlaşmış, saçlarım yüzüme yapışmıştı. Etraftakiler bunun planlı bir şaka olduğunu sanıp alkışlamaya başladığında, ablamın yüzündeki o sinsi zafer ifadesini gördüm: “Benim düğünümde benden rol çalamazsın,” diye bağırdı.

Sırılsıklam bir halde havuzdan çıkarken herkesin kahkahaları bahçeyi çınlatıyordu. Ağlamadım, bağırmadım; sadece üzerimdeki ağır kıyafetleri düzelttim ve buz gibi bir sakinlikle ona baktım. Çantamdan telefonumu çıkarıp bir numara çevirdim ve herkesin duyabileceği bir sesle, “Gel ve beni buradan al, hemen,” dedim. Misafirlerin meraklı bakışları altında bahçe kapısına doğru ilerledim; ablam ise hala arkamdan alaycı sözler sarf etmeye devam ediyordu.
On dakika sonra malikanenin kapısında, ablamın hayal bile edemeyeceği kadar lüks, simsiyah bir spor araba belirdi. Araçtan inen kişi, ailemin varlığına asla inanmadığı milyoner nişanlımdı. Yanıma gelip ceketini omuzlarıma bıraktığında davetlilerin kahkahaları bıçak gibi kesildi. O an ablamın yüzündeki zafer ifadesinin yerini saf bir şaşkınlık ve eziklik aldı; çünkü benim hayatımın onun bu gösterişli ama içi boş düğününden çok daha ihtişamlı olduğu tescillenmişti.

Arabaya binmeden önce ablamın yanından geçerken durdum ve sadece onun duyabileceği bir sesle, “Sadece daha güzel değilim, senden her konuda daha üstünüm,” dedim. Tam o sırada, omuz silkerek ona hafifçe çarptım; dengesini kaybeden ablam, o bembeyaz gelinliğiyle havuzun kenarındaki ıslak çamurların içine yuvarlandı. Tertemiz dantelleri toprağa ve şampanya lekelerine karışırken, artık kimse gülmüyor ya da alkışlamıyordu.

Biz gaza basıp uzaklaşırken dikiz aynasından gördüğüm son şey, çamurlar içinde ağlayan bir gelin ve sessizliğe bürünmüş bir düğün kalabalığıydı. Kıskançlığı ona hayatının en büyük dersini vermiş, en mutlu günü kendi elleriyle bir felakete dönüşmüştü. O gece anladım ki, kötülük ne kadar parlak giyinirse giyinsin, eninde sonunda kendi çukuruna düşer. 😨😲