Dul kadın, kocasının tabutuna gizlice sevgilisinin fotoğrafını koydu: Birkaç gün sonra yaşananlar ise tüm köyün uzun süre dilinden düşmedi

Maria, kocası David’i genç hemşire Anna’ya kaptırdığını düşündüğü günden beri nefretle doluydu. David’in ani ölümüyle yıkılan Maria, cenaze töreninden hemen önce kimse görmeden kocasının ceketinin iç cebine, tabutun içine Anna’nın bir fotoğrafını yerleştirdi. Köy halkının batıl inançlara olan düşkünlüğünü çok iyi biliyordu. Defin işlemlerinden sonra kalabalığın içinde Anna’ya yaklaşarak herkesin duyacağı bir sesle fısıldadı: “Senin fotoğrafını kocamla birlikte toprağa gömdüm; ölüler sevdiklerini yanına çağırırmış, hazırlansın.”

Bu sözler kısa sürede tüm köye yayıldı. İnsanlar, mezara fotoğraf koymanın korkunç bir lanet getireceğine ve fotoğrafı olan kişinin çok geçmeden öleceğine inanıyordu. Birkaç gün sonra Anna aniden fenalaştı; şiddetli mide ağrıları ve dayanılmaz bir halsizlikle yatağa düştü. Köylüler kapı eşiklerinde fısıldaşıyor, “Maria’nın büyüsü tuttu, David sevgilisini yanına çekiyor” diyerek korkuyla haç çıkarıyorlardı. Maria ise büyük bir sükunetle kiliseye gidiyor, bir yandan da planının işleyişini izliyordu.

Ancak Anna, batıl inançlara teslim olacak biri değildi; o bir sağlık çalışanıydı. Yaşadığı belirtilerin mistik bir güçten değil, somut bir zehirlenmeden kaynaklandığını fark etti. Son günlerde kendisine “geçmiş olsun” diyerek komşular aracılığıyla gönderilen yemeklerin ve suyun tadındaki tuhaflığı anımsadı. Maria, yarattığı “lanet” hikayesinin arkasına gizlenerek, Anna’yı yavaş yavaş zehirliyor ve bu ölümü bir mucize gibi göstermeye çalışıyordu.

Anna, dışarıdan gelen tüm yiyecek ve içecekleri kesti, sadece kendi mühürlü şişelerinden su içmeye başladı. Birkaç gün içinde sağlığı hızla düzeldi. Maria’nın kurduğu tuzak ters tepmişti; çünkü Anna, bu durumu sessizce yetkililere bildirdi. Evde yapılan incelemelerde, Maria’nın kilerinde Anna’nın semptomlarıyla örtüşen nadir bir bitki zehri bulundu. Lanet hikayesi, yerini soğukkanlı bir cinayet teşebbüsü soruşturmasına bıraktı.

Olayın sonunda Maria, işlediği suçun bedelini parmaklıklar ardında ödemek zorunda kaldı. Köy halkı ise o günden sonra “lanetlere” inanmaktan vazgeçti; çünkü asıl karanlığın mezarın altında değil, intikam hırsıyla dolup taşan bir insanın kalbinde olduğunu anlamışlardı. Anna ise kasabadan ayrılmayarak hayat kurtarmaya devam etti, ancak o günden sonra bir daha asla kimsenin elinden bir bardak su dahi içmedi.

Like this post? Please share to your friends: