Erkek arkadaşımın ailesini ziyarete gitmiştim; müstakbel kayınvalidem, benim hiçbir şey anlamadığımı sanarak kocasına eğilip Fransızca bir şeyler fısıldadı. Ancak akşamın sonunda yanlarına gittim ve kusursuz bir Fransızca ile şunları söyledim…

Düğünümüzden bir gün önce müstakbel eşimden bir mesaj aldım: “Annem bu akşam seni akşam yemeğine bekliyor.” İki yıllık ilişkimiz boyunca ailesi beni sadece birkaç kez davet etmişti ve her seferinde kendimi oraya ait olmayan biri gibi hissetmiştim. Onlar şehrin köklü ve zengin ailelerinden biriydi, bense mütevazı bir aileden gelen sıradan bir kızdım. Bu durum onlar için her zaman aşılması gereken bir engel, hatta bir utanç kaynağı olmuştu.

Akşam yemeği son derece görkemliydi; antika mobilyalar, kristal kadehler ve pahalı ikramlarla dolu bir masada oturuyorduk. Ancak ortamdaki gerginlik hissedilecek kadar yoğundu. Müstakbel kayınvalidem ve kayınpederim, nezaket maskesi altında sürekli geçmişim ve ailemle ilgili iğneleyici imalarda bulunuyorlardı. Nişanlım, iş için gelen bir telefona bakmak üzere masadan kalktığında, kayınvalidem kocasının kulağına eğilerek Fransızca bir şeyler fısıldadı ve küçümseyen bir kahkaha attı.

Kayınvalidem, benim gibi “basit bir taşra kızının” yabancı dil bilebileceğine ihtimal dahi vermiyordu. Fransızca olarak kocasına, “Bu zavallı kızın soframıza hiç yakışmadığını kabul etmelisin, neyse ki çocuklarımız en azından bize benzeyecek,” demişti. Kelimeler zihnime bir ok gibi saplandı ama yüzümdeki sakinliği bozmadım. Yemek bitip vedalaşma vakti geldiğinde, kayınvalidemin elini nazikçe sıktım ve doğrudan gözlerinin içine baktım.

Odanın ortasında durdum ve kusursuz bir Fransızca ile şöyle dedim: “Böylesine ‘zarif’ bir aileye katıldığım için çok mutluyum; ancak umarım gelecekteki çocuklarım karakter olarak size hiç benzemezler.” Kayınvalidemin yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu. Kayınpederimin elindeki kadeh titredi, şarap neredeyse halıya dökülecekti. Odadaki sessizlik o kadar derindi ki duvardaki saatin tıkırtısı kulakları tırmalıyordu.

Şaşkınlıktan dili tutulan kadına hafifçe gülümseyerek devam ettim: “Evet, mükemmel derecede Fransızca anlıyorum ve insanların beni aşağılamaya çalışmasını da ayırt edebiliyorum. Ailem bu lüks villada yaşamıyor olabilir ama en azından misafirlerine saygı duymayı ve onlarla yabancı dilde alay etmemeyi biliyorlar.” Paltomu omzuma atıp ağır dış kapıyı arkamdan kapatırken, içeriden gelen öfkeli tartışma seslerini duymuyordum bile; artık özgürdüm ve kendimi hiç bu kadar güçlü hissetmemiştim.

Like this post? Please share to your friends: