Eşimin mezarını ziyarete gittiğimde, mezar taşının üzerinde oturan beş yaşında bir kız çocuğu gördüm. Neden orada olduğunu öğrendiğimde ise şoke oldum ve gözlerime inanamadım

Eşimin mezarını ziyaret etmek her zaman hüzünlü bir ritüeldi, fakat o Pazar sabahı yaşadıklarım hafızama silinmeyecek bir iz bıraktı. Kuş cıvıltıları ve çiçek kokuları arasında mermer taşın yanına vardığımda, parlatılmış mermerin kenarında oturan küçük bir figür gördüm. Beş yaşlarında, ayaklarını masumca sallayan küçük bir kız çocuğu, gözlerini eşimin mezar taşına kazınmış ismine dikmişti. Kim olduğu ve neden orada olduğu sorusu içimi ürpertirken, yanına yaklaşıp usulca selam verdim.

Küçük kız, kocaman ve masum gözlerini bana çevirip “Bu sizin eşiniz mi?” diye sordu. “Evet,” dedim yumuşak bir sesle, “Peki sen kimsin?” Cevabı dondurucuydu; “Ben annemle ilgilenmeye geldim,” dedi. Eşimin bir çocuğu mu vardı, yoksa ben mi bir şeyleri kaçırıyordum? Ancak küçük kızın sonraki cümlesi durumu aydınlattı: “Eşiniz anneme çok benziyor. Annem üç yıl önce bizi bırakıp gitti; onun fotoğrafını gördüğümde tıpkı annem gibi gülümsüyordu. Ben de gelip onunla annemle konuşur gibi dertleşmek istedim.”

Kalbimde derin bir sızı ve şefkat hissettim. Hiç tanımadığı bir kadının mezarında, kaybettiği annesinin tesellisini arayan bu küçük yürek karşısında kelimelerim boğazıma düğümlendi. Tam o sırada nefes nefese bir adam yanımıza koştu; kızın babasıydı ve durumun uygunsuzluğu için defalarca özür diledi. Ona sadece hafifçe gülümseyerek, “Özür dilemenize gerek yok. Eşimin ruhu çok zarifti, eminim şu an kızınıza gülümsüyordur,” dedim.

Baba ve kızı el ele tutuşup uzaklaşırken, kederin insanları en beklenmedik şekillerde birbirine bağlayabildiğini fark ettim. Eşimin mezarına taze çiçekler bırakırken ona o günü ve küçük kızı anlattım. Ölümün bile yok edemediği bir iyiliğin, ihtiyacı olan minik bir kalbe nasıl şifa olduğunu görmek içimdeki ağırlığı hafifletmişti. Sevgi, bizden kopup gitse bile başkalarının hayatına dokunmaya devam eden sihirli bir güç gibiydi.

Mezarlıktan ayrılırken kalbimde tuhaf bir huzur vardı. O küçük kız, kaybettiği annesinin bir parçasını eşimde bulmuş; eşim ise vefatından sonra bile bir çocuğun yarasına merhem olmuştu. Hayatın adaletsizliği karşısında çocukların gösterdiği o sarsılmaz direnç bana umut verdi. O gün anladım ki gerçek sevgi zamanı, mekânı ve hatta ölümü bile aşarak, en ihtiyaç duyulan anda bir yabancının ellerinden tutabiliyor.

Like this post? Please share to your friends: