Eşimle trende yolculuk yapıyorduk; yanıma renkli kıyafetler içinde bir kadın oturdu, uyuyan eşime baktı ve yavaşça fısıldadı: ‘Bir sonraki istasyonda inmelisin.’

Kocamla gece treninde ailemden dönüyorduk. Üst ranzada derin bir uykuya dalmıştı; sakin, dikkatli ve huzur veren haliyle tam da hayallerimdeki adam gibiydi. Kırk üç yaşındaydım, zorlu bir boşanma ve yalnız geçen yıllardan sonra onunla tanışmak mucize gibi gelmişti. Kendisini eşini kaybetmiş biri olarak tanıtmış, ailemin de kalbini kazanmıştı. Gece treninin karanlığında camdan dışarıyı izlerken, hayatımın sonunda düzene girdiğini düşünüyordum.

Tren yavaşlarken kompartımanın kapısı usulca açıldı. İçeriye üzerinde parlak renkli kıyafetler, başında örtü olan esmer bir kadın girdi. Ne para istedi ne de fal bakmayı teklif etti; sadece uyuyan kocama nefretle baktı ve kulağıma fısıldadı: “Bir sonraki istasyonda hemen inmelisin. Sakın onu uyandırma, yoksa çok pişman olursun.” Sesindeki ürpertici kararlılık beni dehşete düşürdü. Batıl inançları olan biri değildim ama içimdeki bir ses ona itaat etmemi söylüyordu.

Tren durduğunda çantamı kaptım ve sessizce koridora çıktım. İnerken son bir kez arkama baktığımda kanım dondu. Kocam artık uyumuyordu; ranzada oturmuş, yüzünde daha önce hiç görmediğim buz gibi, karanlık bir ifadeyle beni izliyordu. Tam o sırada sivil kıyafetli iki adam kompartımana yaklaştı. Ona başka bir isimle hitap ederek kimlik sordular. Az önceki nazik adam gitmiş, yerine köşeye sıkışmış bir suçlu gelmişti.

Koridorun ilerisinde duran o gizemli kadın yanıma gelip her şeyi anlattı. Bu adam bir evlilik dolandırıcısıydı. Farklı şehirlerde dul veya yalnız kadınları hedef alıyor, güvenlerini kazanıp evleniyor, ardından tüm mallarını ve paralarını çalıp kayıplara karışıyordu. Kadın da yıllar önce onun kurbanlarından biri olmuş, hayatı mahvolmuştu; onu tesadüfen bu trende tanımış ve beni korumak istemişti.

Polisler onu kelepçeleyip götürürken, kızımın şüphe dolu bakışlarını ve görmezden geldiğim tüm o küçük tutarsızlıkları hatırladım. Eğer o kadın beni uyarmasaydı, muhtemelen bir sabah uyandığımda ne param kalmış olacaktı ne de evim. Tren istasyondan ayrılırken karanlığa baktım ve hayatımın en büyük kabusundan son anda uyandığımı fark ettim. Nezaket ve sevgi maskesinin altında yatan dehşeti görmek canımı yaksa da, artık özgürdüm.

Like this post? Please share to your friends: