Gece vardiyasından yeni döndüğümde birlikte yaşadığım adam, ‘Hani nerede benim yatağa gelen kahvaltım?’ diye sordu: İşte tam o an, ona hayatı boyunca unutamayacağı bir ‘yatakta kahvaltı’ hazırlamaya karar verdim

Michael ile bir arkadaşımın doğum gününde tanıştığımızda her şey masalsı başlamıştı. 40’lı yaşlarımızdaydık, o iki başarısız evlilikten yorulmuş, bense yalnızlığın ağırlığını hissetmeye başlamıştım. “Huzur ve sıcak bir yuva istiyorum” diyen bu adama inandım. Geçici bir süreliğine yanıma taşındığında, bunun hayatımın en büyük yüküne dönüşeceğini bilmiyordum. Ne iş arıyordu ne de ev kirasına yardım ediyordu; benim hemşirelik maaşımla internetten alışveriş yapıyor, evde bir kral gibi ağırlanmayı bekliyordu.

Hastanede geçen uykusuz ve bitkin bir gece vardiyasının ardından eve döndüğümde, tek hayalim sadece uyumaktı. Ancak Michael, dağınık yatağında telefonuna bakarak kafasını bile kaldırmadan, “Döndün mü? Bana kahvaltı hazırla, kahveyi de sert olsun” dedi. Hatta bir önceki omletin kuru olduğundan şikayet etmeyi de ihmal etmedi. O an içimde bir şeyler koptu ama sessizce mutfağa gittim. Her şeyi özenle hazırlayıp bir tepsiye koydum; planım çoktan şekillenmişti.

Yatak odasına gidip tepsiyi önüne bıraktığımda, pişkin bir tavırla “İşte kadın dediğin böyle olur, erkeğine bakmalı” dedi. Tam o sırada içimdeki tüm sabır tükendi. Sessizce bardağı alıp sıcak kahveyi başından aşağı boşalttım, ardından hazırladığım omleti üzerine fırlattım. Şok içinde, “Sen delirdin mi? Bensiz sen hiçsin!” diye bağırırken, aslında korkanın ben değil, asalak gibi yaşayan kendisi olduğunu ilk kez bu kadar net görüyordum.

Hiç cevap vermeden koridora yöneldim, dolaptaki kıyafetlerini ve çantalarını kaptığım gibi pencereden dışarı savurdum. O çığlıklar atıp beni tehdit ederken, dış kapıyı ardına kadar açtım ve “46 yaşındasın, artık kendi başının çaresine bakmayı öğrenme vaktin geldi” diyerek onu evden kovdum. Kapıyı tüm kilitleriyle kapattığımda, merdivenlerden gelen küfürleri yavaşça uzaklaşıp bitti.

Evde uzun zaman sonra ilk kez gerçek bir sessizlik ve huzur vardı. Kendi kendime şunu fark ettim: Boş bir evde tek başına olmak en korkunç şey değilmiş. Asıl korkunç olan, yanınızda yaşayan ve sizi yavaş yavaş tüketen, ruhunuzu boşaltan bir asalakla aynı havayı solumakmış. O sabah kahvaltı yapmadım ama yıllardır tatmadığım bir özgürlüğün tadına vardım.

Like this post? Please share to your friends: