Miras hırsıyla gözü dönen iki gelin, doğuştan kör olan yaşlı kaynanalarını ıssız bir ormanın derinliklerine terk ederek ondan kurtulmaya karar verdiler. Kadının servetine konmak isteyen gelinler, zavallı kadını temiz hava alma bahanesiyle arabaya bindirip şehirden kilometrelerce uzağa götürdüler. Onu ağaçların arasında yapayalnız bırakırken, “Burada kal, nasılsa kimse seni bulamaz” diyerek soğuk bir gaddarlıkla oradan uzaklaştılar.

Gece karanlığı ormanı kapladığında, yaşlı kadın keskinleşen işitme duyusuyla yaklaşan tehlikeyi fark etti. Önce dalların kırılma sesini, ardından kan donduran kurt ulumalarını duydu. Kalbi korkuyla çarpan kadın, sonunun geldiğini düşünerek sessizce dua etmeye başladı. Kurt sürüsü etrafını sardığında ve sıcak nefeslerini teninde hissettiğinde, parçalanmayı bekleyerek gözlerini yumdu.
Ancak o gece, doğanın vahşi kanunları insanın gaddarlığından daha merhametli çıktı. Kurtlar, savunmasız kadına saldırmak yerine, dondurucu rüzgardan korunması için etrafına adeta bir etten duvar ördüler. Hayvanların sıcak kürkleri yaşlı kadını ısıtırken, sabahın ilk ışıklarına kadar bir an bile yanından ayrılmadılar. Vahşi doğa, onu kendi ailesinin terk ettiği ölüme karşı koruma altına almıştı.

Gün ağardığında kurtlar sessizce gözden kayboldu. Yaşlı kadın, içinde uyanan yaşama azmiyle ağaç gövdelerine tutunarak saatlerce yol aldı. Bitkin bir halde ana yola ulaştığında, yoldan geçen yardımsever bir sürücü tarafından fark edilerek kurtarıldı. Yaşadığı bu mucizevi gece, ona sadece hayatını değil, aynı zamanda kimlerin gerçek “canavar” olduğunu görmesini sağlayan bir içsel görü kazandırmıştı.

Kasabaya döndüğünde, gelinlerinin sahte gözyaşları ve miras kutlamalarıyla karşılaştı. Ancak adaletin yerini bulması uzun sürmedi; yaşlı kadın tüm gerçekleri yetkililere anlatarak gelinlerinin cezalandırılmasını sağladı. Servetini hayır kurumlarına bağışlayan kadın, hayatının geri kalanını huzur içinde geçirirken, o gece kendisine kucak açan kurtların insanlıktan daha fazla vicdan sahibi olduğunu asla unutmadı.