Düğün rüya gibi bir kutlama gibiydi. Beyaz bir elbise, lüks bir salon, çiçekler, flaşlı kameralar. Herkes gelinin şanslı olduğunu söylüyordu; sonuçta yanında nüfuzlu bir adam, yetmişli yaşlarında bir milyoner vardı.
Ama kızın gülümsemesi yapmacıktı. Kimse güzel gülümsemesinin ardında acı yattığını bilmiyordu. Bu evlilik aşktan değil, umutsuzluktandı. Babası büyük miktarda para kaybetmiş, evleri tehdit altındaydı ve annesi kederden hastalanmıştı.
Zengin yaşlı adam bir “çözüm” -maddi yardım karşılığında evlilik- önerdiğinde, aile reddedemedi.
Kız kabul etti. Kendisi için değil, kendileri için.

Korktuğu Gece
Kutlama bitmişti. Misafirler gitmiş, evdeki sesler kesilmişti. Kız, yeni kocasıyla yalnız kalmıştı.
Yatak odasında ağır bir sessizlik hakimdi. Adam geniş yatakta, beyaz bir gömlek giymiş, gözleri hafifçe açık yatıyordu.
Kapının yanında durmuş, yaklaşmaya tereddüt ediyordu. Kalbi göğsünde çarpıyor, avuçları titriyordu. Tek istediği gözlerini kapatıp uzaklarda bir yerde uyanmaktı; korkudan ve başkalarının yükümlülüklerinden uzak bir yerde.
Cesaretini toplayarak yaklaştı ve sessizce şöyle dedi:
“Efendim… uyanık mısınız?”
Cevap yoktu. Sadece tuhaf bir sessizlik.
Eline dokundu ve geri çekildi. Adamın teni buz gibiydi.
Kimsenin Beklemediği
Panik anında onu sardı. Adamın omzunu sardı, adını haykırdı, çığlık attı, yardım istedi. Hizmetçiler odaya koştu ve doktor çağırdılar ama çok geçti. Yaşlı adam, düğün gecesi anında öldü. Kalbi artık dayanamayarak atmayı bıraktı.
Dünya başına yıkıldı. On dokuz yaşındaki gelin, gerçek bir eş olma şansı bile bulamadan dul kaldı.

Beklenmedik Bir Miras
Ertesi sabah, tüm kasabada “Genç kadın kocasını öldürdü!”, “Düğün parası!”, “Aşk ve servetin laneti!” sesleri yankılanıyordu.
Ama vasiyet açıldığında herkes donup kalmıştı.
Yaşlı adam her şeyini ona bırakmıştı.
Evler, hesaplar, işletmeler, koleksiyonlar, mücevherler – her küçük şey.
Bir anda, ailesi için kendini feda etmeye hazır zavallı kız, hayalini bile kurmadığı bir servetin varisi olmuştu.
Kaderin cilvesi: talihsizliğe razı olmuş ve özgürlüğüne kavuşmuştu. Ama o akşam, siyah bir elbiseyle pencerenin önünde dururken ağladı. Sevinçten değil, ailesini kurtarmak için ödenecek her bedelin çok yüksek olduğunu fark ettiği için.