Gerdek gecemizde ‘oraya’ baktığımda dehşete düştüm ve kocamın ailesinin, sırf oğullarıyla evlenmeyi kabul etmem için bana neden bir ev ve araba hediye ettiklerini nihayet anladım

Mark ile ortak arkadaşlarımız aracılığıyla tanıştığımızda evlilik aklımdaki son şeydi; özgürlüğümü ve gençliğimi yaşamak istiyordum. Ancak Mark o kadar nazik, saygılı ve huzur vericiydi ki, zamanla bu güven duygusu beni ona bağladı. Beni asıl şaşırtan ise ailesinin aşırı cömertliğiydi. Daha düğün bile olmadan, sırf oğullarıyla evlenmeyi kabul etmem karşılığında üzerime lüks bir ev, son model bir araba ve yüklü miktarda nakit para teklif ettiler. Bu durumu aile sevgisine yorsam da içten içe bir tuhaflık olduğunu hissediyordum.

Düğün gecesi odamızda yalnız kaldığımızda, Mark alışılmadık bir gerginlik içindeydi. Beyaz gömleğiyle karşımda dururken sanki kaçınılmaz bir andan kaçmaya çalışıyordu. Bakışlarım bir an için aşağıya kaydığında ve gerçeği kendi gözlerimle gördüğümde, beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Ailesinin neden beni kelimenin tam anlamıyla “satın aldığını” o an anladım. Yaşadığım şokla bir çığlık atarak geri çekildim; gördüğüm şey bir canavar değil, büyük bir yalandı.

Mark hemen beni sakinleştirmeye çalışarak konuşmaya başladı. Çocukken geçirdiği ağır bir kaza sonucunda erkekliğini ve çocuk sahibi olma yetisini tamamen kaybetmişti. Kendi çevrelerinde ve nüfuzlu ailelerinde bu durum büyük bir utanç kaynağı olarak görülüyordu. Ailesi, toplum içindeki itibarlarını korumak ve bu sırrın yayılmasını önlemek için oğullarına acilen “resmi” bir eş bulmak zorundaydı. Ben aslında bir eş değil, bu büyük sırrı örtecek paha biçilemez bir perdeydim.

Bana açıkça bir anlaşma teklif etti: Toplum önünde kusursuz bir çift gibi görünecektik, karşılığında ise ömür boyu sürecek bir servet, koruma ve evlilik içinde tam bir özgürlük elde edecektim. Aramızda hiçbir fiziksel zorunluluk olmayacak, istersem ileride çocuk evlat edinebilecektik. Ailesinin bana verdiği tüm o hediyeler, aslında bu sessizlik anlaşmasının ön ödemesiydi. Mark samimiydi ama teklifi bir o kadar soğuk ve hesaplıydı.

Yatağın kenarında otururken hayatımın bir gecede bambaşka bir yöne evrildiğini fark ettim. Önümde sadece iki seçenek vardı: Ya bu altın kafesi kabul edip bir yalanın parçası olacak ya da her şeyi reddedip kendi yoluma gidecektim. Mark’ın gözlerindeki o derin çaresizlik ve bana sunulan bu tuhaf pazarlık arasında kalmıştım. O gece, gerçek zenginliğin ne olduğu ve özgürlüğün bedeli üzerine hayatımın en zor kararını vermek zorundaydım.

Like this post? Please share to your friends: