Düğün gecesi, son misafirler de evi terk ettiğinde Bella, ikinci kattaki yatak odasında yalnız kalmıştı. Müziğin uğultusu ve tebriklerin yorgunluğu üzerindeydi. Zengin bir aileye gelin gitmiş, hayatının en mutlu gününü yaşadığını sanmıştı. Kocası misafirleri uğurlamak için aşağı inmişti ve Bella aynada altın yüzüğüne bakarak yeni hayatının hayallerini kuruyordu. Ancak kapı açıldığında içeri giren kocası değil, kayınpederiydi.

Kayınpederi içeri girer girmez kapıyı kilitledi; yüzünde gündüzki gülümsemesinden eser yoktu. Masanın üzerine birbiri ardına deste deste paralar koymaya başladı. “Burada sekiz yüz bin dolar var” dedi fısıldayarak. Bella ne olduğunu anlamadan yaşlı adam sert bir dille devam etti: “Hemen üzerini değiştir ve arka kapıdan kaç. Eğer bu evde kalırsan sabaha sağ çıkamazsın.”
Tam o sırada bahçeden araba motorlarının ve çakıl taşlarının üzerinde ezilen lastiklerin sesi geldi. Kayınpederi pencereden dışarı bakıp dehşetle geri çekildi: “Geldiler!” Bella’nın “Onlar kim?” sorusuna cevap vermedi, sadece gitmesi için yalvardı. Bella korkuyla giyinip paraları aldı; kayınpederi onu karanlık koridorlardan geçirerek arka kapıdan dışarı çıkardı. “Asla arkana bakma ve bir daha dönme!” diye tembihledi.

Bella, ıslak çimlerin üzerinde tökezleyerek karanlığın içine doğru koşmaya başladı. Arkasından evin kapılarının sertçe vurulduğunu ve kaba erkek seslerinin yükseldiğini duyuyordu. Arkasına bakmadan kaçması hayatını kurtarmıştı. Meğer kocası, geri dönüşü olmayan karanlık adamlara devasa borçlar takmıştı. Alacaklılar, damadı tamamen yıkmak için o gece gelinini kaçırmak ve ona zarar vermek üzere gelmişlerdi.

Kayınpederi bu korkunç planı düğünden hemen önce öğrenmiş ve vicdan azabıyla gelinine yardım etmeye karar vermişti. Bella’nın evden uzaklaşması ile adamların odaya girmesi arasında sadece birkaç dakikalık bir fark vardı. O paralar ve kayınpederinin uyarısı sayesinde Bella, kocasının karanlık geçmişinin kurbanı olmaktan son anda kurtuldu ve izini kaybettirmeyi başardı. 🫣😨