Bir zamanlar herkesin güzelliğiyle övündüğü bir ailede Leyla, çocukluk kazasından kalan yüzündeki yara izi nedeniyle dışlanmış bir genç kızdı. Ablaları aynalar karşısında süslenirken, o evin tüm ağır işlerini yapar, “çirkin” ve “ailenin utancı” gibi ağır hakaretlere sessizce katlanırdı. Şehrin zengin şeyhi kendine bir eş aradığını duyurduğunda, kibirli ablaları saray hayalleri kurmaya başladı. Leyla ise her zamanki gibi bir köşede unutulmuştu.

Kız kardeşleri, Leyla’yı toplum önünde küçük düşürmek amacıyla zalimce bir plan yaptılar. Şeyhin elçileri kapıya geldiğinde, Leyla’yı süslü elbiseler ve yüzünü örten bir duvakla zorla öne çıkardılar. Maksatları, elçilerin duvağı açtığında Leyla’nın kusuruyla alay edilmesini izlemekti. Ancak elçiler, kural gereği kızı hemen saraya götürdüler. Ailesi, Şeyh onu gördüğü an büyük bir öfkeyle eve geri gönderecek diye kahkahalarla beklemeye koyuldu.
Sarayın ihtişamı içinde titreyen Leyla, Şeyh duvağını kaldırdığında korkudan gözlerini kapattı. Hayatı boyunca alıştığı o tiksinti dolu bakışı bekliyordu. Fakat Şeyh, duvağın altındaki yara izine değil, Leyla’nın derin, tertemiz ve kibrisiz gözlerine baktı. Şeyh, o güne kadar gördüğü tüm hırslı ve yapmacık güzellerden sıkılmıştı. Leyla’nın ruhundaki o eşsiz sükunet ve saflık, adamın kalbini ilk bakışta fethetti.

Birkaç gün sonra şehre yayılan haber, bir fırtına etkisi yarattı: Şeyh, evlenmek için o “çirkin” denilen kızı seçmişti. Haberi alan kasaba halkı ve Leyla’ya gülenler büyük bir şok yaşadı. Bir zamanlar onunla alay eden komşuları şimdi onun adını saygıyla anmaya başlamıştı. Şehirdeki bu şaşkınlık, yerini yavaş yavaş büyük bir hayranlığa ve adaletin yerini bulmasına dair fısıltılara bıraktı.

Leyla’nın ailesi ise evlerinde derin bir sessizliğe gömüldü. Kendi elleriyle saraya ittikleri kız kardeşlerinin şimdi bir kraliçe gibi karşılanması, ablalarını kıskançlık ve pişmanlık içinde bıraktı. Leyla, sadece bir sarayın değil, ona zulmedenlerin vicdanının da galibi olmuştu. Tüm şehir o gün çok önemli bir ders aldı: Gerçek asalet ve talih, gösterişli bir yüzün arkasında değil, yaralı ama tertemiz bir kalbin içinde gizlidir.