Havaalanındaki kalabalığın arasında, girişteki metal sandalyede saatlerce hareketsizce oturan yaşlı bir adam dikkat çekiyordu. Solgun şapkası, eski ceketi ve yanındaki yıpranmış çantasıyla etrafındaki koşturmacayı tamamen görmezden geliyordu. Durumdan şüphelenen güvenlik görevlileri, adamın saatlerdir hiç kıpırdamadan tek bir noktaya baktığını fark edince polise haber vermeye karar verdi.
Kısa süre sonra eğitimli köpeğiyle birlikte gelen bir polis memuru, adama yaklaşıp kimlik sordu ancak hiçbir cevap alamadı. Gerginliğin artması üzerine memur, köpeğine yaşlı adamı kontrol etmesi için sert bir komut verdi. Herkes tehlikeli bir saldırı beklerken, Alman kurdu yavaşça adama doğru yürüdü ve aniden başını şefkatle onun dizlerine koyarak sessizce inlemeye başladı.

Neler olduğunu anlayamayan polis memuru köpeğini geri çağırdı, fakat hayvan yerinden bile kıpırdamadı. O esnada yaşlı adam, köpeğin başını usulca okşayarak ona ismiyle hitap etti. Şaşkınlık içinde kalan memur, dikkatlice baktığında gerçeği anladı; karşısındaki yaşlı adam, köpeğin yıllar önce ortadan kaybolduğu sanılan ilk eğitmeni ve eski bir polis memuruydu.
Polis memuru, saygıyla eğilerek yaşlı adama havaalanında neden beklediğini sorduğunda ise salondaki herkesi gözyaşlarına boğan o acı gerçek ortaya çıktı. Yaşlı adam, bir hafta önce düşen ve kurtulanın olmadığı o trajik uçakta bulunan ailesini bekliyordu. Onların artık hayatta olmadığını bilmesine rağmen, içindeki dinmeyen acıyla buraya gelmeye devam ediyordu.

“O gün onları karşılamaya geç kalmıştım,” diyen yaşlı adam, gözlerini uzaklara dikti. Genç polis memuru, eski meslektaşına sarılarak ona derin bir saygıyla eşlik etti. Sadık köpek Rex ise eski dostunun yanından bir an bile ayrılmayarak, bu büyük yasında onu yalnız bırakmayacağını gösterircesine elini yalamaya başladı.