Pazartesi sabahı. New York. David Parker adında genç bir adam Beşinci Cadde’de yürüyor. Bugün onun günü. Ülkenin en büyük firmalarından biri olan Hamilton & Co.’da son görüşmesi.
Gergin ama umut dolu. Başarı sadece bir asansör, bir el sıkışma, bir fırsat uzaklıkta.
Ve aniden bir çığlık.
Kalabalık dağılıyor.
Takım elbiseli yaşlı bir adam kaldırıma düşüyor.
Önemli olan seçim.
David hiç düşünmüyor bile. Evrak çantasını bırakıp diz çöküyor.
— “Efendim, beni duyuyor musunuz?”
Cevap yok. Nabzı kontrol ediyor. Yok. Göğüs kompresyonuna başlıyor.

— “Biri ambulans çağırsın!”
Dakikalar geçmek bilmez. Sonra biri ona defibrilatörü uzatır. Bir şok. Ve mucize! Adam derin bir nefes alır. Hayattadır.
Ama zaman dolmuştur.
David saatine bakar — yirmi dakika gecikmiştir. Yine de koşar. Nefes nefese ofise dalar, kravatı dağılmış bir şekilde.
— “Özür dilerim, kurtardım…”
— “Bay Hamilton çoktan gitti,” diye yanıtlar resepsiyonist soğuk bir şekilde.
Omuzları çökmüş bir şekilde ayrılır. Tüm hayalleri boşa gitmiştir.
Kader bekleyebilir.
Birkaç gün sonra bir telefon.
— “Bay Parker? Bay Hamilton sizinle tanışmak istiyor.”
Ofise varır. Ve sokakta kurtardığı adamı görür.
— “Ben Charles Hamilton,” diye gülümser.
— “Hayatımı kurtardın. Şimdi ben de senin kariyerini kurtarayım.”
Röportaj değil, kader.
Sayılardan bahsetmiyorlardı. Vicdandan. Seçimden. Bir insanı insan yapan şeyden.
“Kim olduğumu bilmiyordun,” dedi Hamilton.
“Yine de durdun. İşte karakter bu.”
Toplantının sonunda şöyle dedi:
“Hâlâ bu işi istiyorsan, senin işin. Sadece bir analist olarak değil. Güvendiğim biri olarak.”

Ömür Boyu Bir Ders
Birkaç ay sonra David, şirketin en iyi çalışanlarından biri olmuştu. Hamilton hikayesini bir toplantıda anlattı. Tüm salon onu ayakta alkışladı.
“Bu genç adam bize şunu hatırlattı: Gerçek güç nezakette yatar.”
O akşam David, gökdelenin penceresinde durup şehir ışıklarına bakıyordu. Bir zamanlar başarının bir yarış olduğuna inanıyordu. Şimdi ise fark ediyordu: Gerçek başarı, durabildiğinizde gelir.
Onun yerinde olsaydınız ne yapardınız: Mülakata mı koşardınız yoksa yabancıyı mı kurtarırdınız?