İlk buluşmada adam ona ‘layık olmam’ için yedi kilo vermemi istedi: Bir sonraki buluşmaya ise onun bir yerlerini ölçmek için yanımda mezura ile gittim

Mark ile ilk birkaç buluşmamız oldukça keyifliydi. Kendinden emin, başarılı ve şık bir adam izlenimi veriyordu. 45 yaşındayım, boyum 170 ve 42 bedenim; kendimi kilomla veya görünüşümle ilgili hiçbir zaman yetersiz hissetmemiştim. Ancak üçüncü buluşmamızda Mark, kahvesinden bir yudum alıp beni tepeden tırnağa süzdükten sonra o şoke edici cümleyi kurdu: “Benim gibi yüksek statüdeki bir adamın yanındaki kadın mükemmel görünmeli. Eğer bir 5-7 kilo verirsen benim için çok daha ‘uygun’ bir eş olursun.”

Bu küstahça teklif karşısında donup kaldım ama belli etmedim. O an gözüm Mark’ın düğmeleri zorlayan gömleğine ve her eğildiğinde belirginleşen gıdısına takıldı. Tartışmaya girmek yerine sadece gülümsedim ve “Bunu düşüneceğim” diyerek masadan kalktım. İçimde biriken öfkeyi bir intikam planına dönüştürmüştüm. Dördüncü buluşmamıza giderken çantamda özel bir sürpriz vardı: Terzilerin kullandığı sıradan bir mezura.

Restoranda buluştuğumuzda Mark, salata sipariş ettiğimi görünce tavsiyesine uyduğumu sanıp memnuniyetle gülümsedi. “Bir kadın erkeğini süslemeli,” dedi kibirle. Ben de “Haklısın, çiftler birbirine denk olmalı,” diyerek mezurayı masaya çıkardım. Şaşkın bakışları arasında ayağa kalkmasını istedim. İnsanların içinde biraz çekinse de özgüveniyle ayağa kalktı. Mezurayı beline sardığımda gördüğüm rakam 101 santimetreydi.

Ona soğuk bir gülümsemeyle baktım: “Tıbbi standartlara göre erkeklerde 94 santimetrenin üzeri sağlık riski ve form bozukluğudur Mark. Eğer senin ‘seviyene’ çıkmamı istiyorsan, senin de benim sağlıklı yaşam standartlarıma uyman için bu göbekten en az 10 santimetre kurtulman gerekiyor. Karşılıklı mükemmellikten bahsediyorsak, önce senin aynaya bakman lazım.” Mark’ın yüzü önce kızardı, sonra öfkeden bembeyaz kesildi. Bir erkeğin kazancının fiziksel kusurlarını örttüğünü savunmaya çalıştı ama sözlerini yarıda kestim.

Sadece kendi hesabımı ödeyip ayağa kalkarken mezurayı önüne bıraktım: “Bu sende kalsın, işine yarayacaktır. Başkalarından talep ettiğin mükemmelliğe kendin ulaştığında beni arama.” Restorandan çıktığımda sanki yedi kilo değil, üzerimdeki tüm gereksiz beklentilerin yükünü atmış gibi hafiflemiştim. Kendi değerimi bir başkasının ölçü birimine bırakmamanın haklı gururuyla, geceyi tek başıma ama huzurla tamamladım.

Like this post? Please share to your friends: