Şeyh Amir’in sarayında mutlak bir itaat hüküm sürüyordu. Babasının vefatından sonra hasta annesi ve küçük kardeşiyle sarayda hizmetçilik yapan Leyla, diğerlerinin aksine haksızlıklara asla boyun eğmeyen gururlu bir kızdı. Büyük bir davetin hazırlıkları sırasında, bir muhafızın hatası yüzünden bardakları kıran yaşlı bir hizmetkar Şeyh tarafından herkesin önünde tokatlandı. Saraydaki derin sessizliği bozan tek kişi, öne atılarak Şeyh’e karşı çıkan ve zenginliğin kimseye insanları aşağılama hakkı vermediğini haykıran Leyla oldu.
Şeyh Amir, bu büyük itaatsizlik karşısında öfkeden deliye döndü. Parmaklarını şıklatarak saray geleneklerine göre iffetli bir kadın için büyük bir utanç sayılan, transparan ve son derece açık kırmızı bir elbiseyi Leyla’nın ayaklarının dibine fırlattı. Şeyh, “Bu akşam iş ortaklarımın katılacağı partide bu elbiseyi giy, seni karım yapayım; yoksa seni ve aileni bu şehirden sonsuza dek sürerim,” diyerek genç kızı tüm sarayın önünde küçük düşürdü. Leyla, sessizce elbiseyi yerden alıp odasına çekildi.

Akşam parti başladığında saray altın sarısı ışıklar ve yabancı konukların kahkahalarıyla çınlıyordu. Herkes Leyla’nın ya onurunu çiğneyip o kıyafetle geleceğini ya da saraydan tamamen kaçtığını düşünüyordu. Müzik aniden yavaşladı ve tüm gözler merdivenlere çevrildi; Leyla, Şeyh’in zorla verdiği o iddialı kırmızı elbiseyle salona giriş yaptı. Şeyh Amir, kızın gururunu kırdığından emin bir şekilde ayağa kalktı ve misafirlerine dönerek, “Gördüğünüz gibi, en gururlu insanlar bile sonunda itaatkar olur,” dedi.
Ancak tam salonun ortasına geldiğinde Leyla adımlarını durdurdu. Şeyh’in gözlerinin içine meydan okuyan bir sakinlikle baktı ve ani bir hareketle üzerindeki şeffaf kırmızı elbiseyi tek seferde sıyırıp attı. Salonda büyük bir şok dalgası yayıldı; çünkü o rüküş kıyafetin altında, kızın tüm bedenini asaletle örten, boynundan bileklerine kadar uzanan koyu altın sarısı renkte, muazzam güzellikte kapalı bir elbise vardı. Kırmızı kıyafet, aslında bu asil elbisenin üzerine dikilmiş geçici bir pelerinden ibaretti.

Ağzı açık kalan Şeyh’in masasına kırmızı kumaşı bırakan Leyla, “Bu elbiseyi giymemi söylediniz, ben de giydim; ama onu nasıl taşıyacağımı söylememiştiniz,” dedi. Salondaki kısa süreli sessizliği, yabancı ortaklardan birinin hayranlıkla başlattığı coşkulu alkışlar bozdu. Şeyh Amir, kendi kazdığı kuyuya düşüp tüm prestijini kaybederek öfkeden donakaldı; emirleri harfiyen yerine getiren ama onurundan milim ödün vermeyen Leyla ise zekası ve cesaretiyle tüm sarayın saygısını kazanarak gecenin gerçek kazananı oldu.