İşsiz güçsüz kocam kanepede uzanıp akşam yemeğinin neden hazır olmadığını bağırırken, ben yeni doğmuş bebekle tek başıma ilgileniyordum; bir gün artık dayanamadım ve ona bir ders vermeye karar verdim

Haftanın hangi günü olduğunu bile bilmiyordum; doğumdan sonra zaman, uykusuzluk ve sürekli azarların içinde kaybolmuştu. Yeni doğan bebeğimi susturmaya çalışırken kollarım yorgunluktan titriyordu. Kocam ise üç saattir kanepede uzanmış, elinde telefonuyla keyif çatıyordu. Bana yardım etmek bir yana, “Eğer çocuk doğurmazsan giderim,” diyerek beni bu hayatın içine zorla sokmuştu. Şimdi ise bir bardak su vermeyi bile yük görüyor, akşam yemeği geciktiğinde beni yetersizlikle suçluyordu.

O gece bebek hiç durmadan ağladı. Saatlerce odanın içinde bir ileri bir geri yürüdüm, bacaklarımın feri kesilmişti. Başım dönüyor, dünya etrafımda fırıl fırıl dönüyordu. Televizyon izleyen kocama baktığımda, bize dönüp bakmadan sadece “Onu çoktan susturmuş olmalıydın,” dedi. O an vücudum pes etti; kulaklarım uğuldamaya başladı ve kucağımda bebekle yere yığıldım. Bilincimi kaybetmeden önce duyduğum son şey, kocamın endişeyle değil, öfkeyle “Hey, ne yapıyorsun? Burada öleyim deme!” diye bağırmasıydı.

Gözlerimi hastanede açtığımda kocam başucumda dikiliyordu ama yüzünde yine o sinir bozucu ifade vardı. Selam bile vermeden, “Görevlerine geri dönebilir misin artık? Açım ve senin oğlun sürekli bağırıyor,” dedi. “Bizim” değil, “senin” oğlun demişti. Ne halimi sordu ne de ne olduğunu merak etti; sadece ona hizmet etmem için ayağa kalkmamı bekliyordu. İşte o an içimdeki sabır teli koptu ve hayatım boyunca pişman olmayacağım o kararı verdim.

Yavaşça doğruldum ve doğrudan gözlerinin içine bakarak, “Hayır, yapmayacağım,” dedim. Şaşkın bakışları altında devam ettim: “Boşanıyorum. Mahkeme tüm sorumlulukları paylaştıracak. Haftanın belli günleri çocuk tamamen sende kalacak; o zaman gece yarısı alt değiştirmenin ve bitmek bilmeyen ağlamaların ne demek olduğunu bizzat öğreneceksin.” Bir anda yüzü kireç gibi bembeyaz oldu, ne diyeceğini bilemeden öylece kalakaldı.

Ona sadece benden kurtulacağı için değil, bunca ay bana bir eşya gibi davrandığı için pişman olacağını söyledim. “Ben artık uyuyacağım, dinleneceğim ve yaşayacağım; sen ise bir süs eşyası olmayı bırakıp baba olmayı öğreneceksin,” dedim. Aylardır ilk kez ciğerlerime derin bir nefes dolduğunu hissettim. O hastane odasından çıkarken artık kurban değil, kendi hayatının iplerini eline almış güçlü bir kadındım.

Like this post? Please share to your friends: