Kayınvalide beş yıl boyunca her bayramda gelinine eski, işe yaramaz vazolar hediye etti; gelin ise kayınvalidesinin kendisinden nefret ettiğini düşünerek buna katlandı, ta ki bir gün yanlışlıkla o vazolardan birini kırana kadar

Kayınvalidem beş yıl boyunca her özel günde bana eski, hantal ve tozlu vazolar hediye etti. İlkini düğünümüzde verdiğinde sadece zevksiz olduğunu düşünmüştüm. Ancak zamanla bu durum bir geleneğe dönüştü; her doğum gününde, her bayramda yeni bir vazo geliyordu. Kayınvalidem bunları verirken her seferinde sadece “Bu eviniz için,” diyor, başka bir şey eklemiyordu. Bu hediyelerin arkasında gizli bir nefret olduğunu, evime ve zevkime hakaret edildiğini düşünerek yıllarca içten içe üzüldüm.

Kocam ise annesinin sadece çabaladığını söyleyerek durumu geçiştiriyordu. Oysa kayınvalidem eve her gelişinde rafları kontrol ediyor, vazoların yerinde olup olmadığına dikkatle bakıyordu. Bu durum bende bir misafirmişim, evim de bir depoymuş hissi yaratıyordu. Bu vazolar sanki birer hediye değil, varlığıma yönelik sessiz birer tehdit ya da alay gibiydi. Sabrettim, hiçbirini atmadım ama onlara her baktığımda içim daralıyordu.

Gizem, evliliğimizin altıncı yılında, bir temizlik günü tesadüfen çözüldü. Rafların tozunu alırken son gelen vazoyu elimden düşürdüm. Seramik parçaları büyük bir gürültüyle etrafa saçıldı. Ancak kırılma sesinin ardından parkede metalik bir çınlama duyuldu. Parçaların arasından yuvarlanan şey ağır, altın bir yüzüktü. Üzerindeki küçük taşın parıltısı, yıllardır beslediğim tüm kötü düşünceleri bir anda dondurdu.

Vakit kaybetmeden kayınvalidemin evine gittim ve yüzüğü avucuna bıraktım. Uzun bir sessizliğin ardından, “Sıradan bir zarf içinde para vermek istemedim,” dedi fısıltıyla. Meğer her bir vazonun içine değerli bir takı gizlemişti. Bu vazoların benim sabrımı ve evime olan sadakatimi sınayan gizli birer “bereket” sembolü olduğuna inanıyordu. “Bu eviniz için,” derken aslında seramiği değil, içindeki mirası kastediyordu. Hediyelerin birer alay değil, zamanı gelince keşfedilecek hazineler olduğunu anlamamı beklemişti.

Eve döndüğümde rafta duran diğer beş vazoya artık bambaşka bir gözle bakıyordum. İçlerinde saklı olan altınlar ve mücevherler bir yana, yıllarca boş yere kendimi tükettiğim için büyük bir utanç hissettim. Ancak içimdeki huzursuzluk tamamen geçmemişti. Neden sevgi ve açık yüreklilik yerine, bu kadar karmaşık ve sinir bozucu bir yöntem seçmişti? Yine de o akşam, her bir vazoyu tek tek kırıp içindekileri çıkarmak yerine, onları evimin birer parçası olarak kabul etmeye ve kayınvalidemle yeni bir sayfa açmaya karar verdim.

Like this post? Please share to your friends: