Kira masrafından kurtulma fikri başlangıçta çok cazip gelmişti. Elli dokuz yaşında, hayatın yorgunluğunu omuzlarında hisseden bir elektrik teknisyeni olarak, Viktoriya’nın geniş dairesine taşınma teklifini kabul ettim. Tanıştığımız ilk ay her şey bir rüya gibiydi; ev yemekleri, tatlı sohbetler ve huzurlu akşam yürüyüşleri… Taşındığım ilk hafta Viktoriya sanki etrafımda pervane oluyordu. Ancak bu peri masalı, ikinci haftanın sabahında elime tutuşturulan bir tamirat listesiyle aniden sona erdi.

Huzur aramaya geldiğim evde kendimi bir anda maaşsız bir tadilat ustası ve özel şoför olarak buldum. Sabah kahvemi bile içmeden balkon parmaklıklarından mutfak dolaplarına kadar uzanan bitmek bilmez bir iş listesi önüme konuluyordu. Viktoriya, kendi başına yapabileceği en ufak işleri bile bir emir kipiyle bana devretmeye başlamıştı. Üstelik sadece ev işleri de değil; ehliyeti olmadığı için beni her yere, pazar alışverişinden tutun da uzak akrabalarının ziyaretine kadar şoför olarak kullanıyordu.
Üçüncü haftaya girdiğimizde sabrım iyice taşmıştı. Bir akşam işten eve pestilim çıkmış halde döndüğümde, dinlenmeme bile izin vermeden kilerdeki eşyaları boşaltmamı istedi. Yorgun olduğumu söylediğimde ise aldığım cevap tokat gibiydi: “Sadece tembellik ediyorsun!” O an anladım ki, onun gözünde bir hayat arkadaşı değil, sadece “bedava konaklama” karşılığında her an emre amade, masrafsız bir iş gücüydüm.

Tartışma alevlendiğinde Viktoriya gerçek niyetini ağzından kaçırdı: “Evimde ücretsiz kalıyorsun, yardım etmen en doğal hakkım!” Bu cümle, aramızdaki tüm bağı kopardı. Bir kadının kalbine girmekle bir evin demirbaşı olmak arasındaki o keskin çizgiyi o an gördüm. Eşyalarımı toplarken arkamdan “Bütün erkekler aynı, işten kaçıyorsunuz” diye bağırmasını umursamadan, sessizce kapıyı çekip çıktım. Kendi küçük ve mütevazı daireme döndüğümde hissettiğim o özgürlük kokusu, hiçbir bedava kiraya değişilmezdi.

Aradan bir ay geçtikten sonra Viktoriya’dan bir mesaj aldım; musluğunun bozulduğunu ve tamirciler çok pahalı olduğu için benim yapıp yapamayacağımı soruyordu. Mesajı cevapsız bıraktım. Bu deneyim bana şunu öğretti: Biri sizi “hayatı paylaşmak” için yanına çağırdığında, bazen kastettikleri şey sadece kendi hayatlarını kolaylaştıracak bir yardımcıdır. Kendi huzurum, başkasının konforu için harcanmayacak kadar değerliydi.