Kocam Fotoğrafımı Çekmeyi Reddetti. Nedenini Sorduğumda Cevabı Beni Şaşırttı: Hiçbir Fotoğrafın, Seni Benim Gördüğüm Kadar Güzel Gösteremeyeceğini Söyledi

Güneşli bir Cumartesi sabahı, kendimi uzun zamandan sonra ilk kez bu kadar özgüvenli ve güzel hissediyordum. Bahçemizdeki çiçeklerin kokusu havaya yayılırken, bu anı ölümsüzleştirmek için kocam Mark’tan fotoğrafımı çekmesini istedim. Ancak Mark, her zaman yaptığı şeyin aksine, bu kez yumuşak ama kesin bir tavırla “Bugün olmaz” diyerek beni reddetti. Yıllardır binlerce fotoğrafımı çeken adamın bu beklenmedik cevabı karşısında şaşkına dönmüştüm; içimde bir yerlerde bu reddedilişin nedenini sorgulayan küçük bir huzursuzluk filizlendi.

Akşamüzeri mahallede yürüyüşe çıktığımızda sessizliği bozup konuyu tekrar açtım. Mark’ın neden fotoğrafımı çekmek istemediğini tüm kalbimle bilmek istiyordum. Duraksadı, derin bir nefes aldı ve boynunu ovarak “Kulağa aptalca gelecek” dedi. İlk göl gezimizdeki o eski telefon ekranı fotoğrafından bahsetti; o kareyi üç yıl boyunca neden değiştirmediğini anlattı. O fotoğrafa her baktığında bir huzur bulduğunu ama artık işlerin değiştiğini hissettiğini söyledi.

Neyin değiştiğini sorduğumda, gözlerindeki o derin şefkatle yüzüme baktı. “Artık kamera benim gördüğüm şeyi yansıtmıyor,” dedi sessizce. Şaşkınlıkla ne demek istediğini anlamaya çalıştım. Mark devam etti: “Ben sana baktığımda, geçen kış hastalandığımda baş ucumda sabahlayan o fedakar insanı, yorgun olmasına rağmen sevdiklerine koşan o güçlü kadını ve evimizi gerçek bir yuvaya dönüştüren ruhu görüyorum. Fotoğraf makinesi ise sadece bir saniyelik bir görüntüyü hapsediyor; o karede senin gerçek derinliğin yok.”

Bu sözler hayatımda duyduğum en tuhaf ama en dokunaklı iltifattı. Mark, bir fotoğraf karesinin benim onun gözündeki gerçek güzelliğimi anlatmaya yetmeyeceğine inandığı için o tuşa basmak istememişti. Kameranın sadece dış görünüşü yakaladığını, oysa kendisinin bana baktığında tüm yaşanmışlıklarımızı ve karakterimi gördüğünü hissettirdi. O an, etrafımızdaki tüm sesler silindi ve sadece kocamın kalbindeki yerimin ne kadar eşsiz olduğunu hissettim.

Yine de gülümseyerek telefonumu ona uzattım ve “Haklısın, hiçbir fotoğraf bunu anlatamaz ama yaşlandığımızda bu güzel günleri hatırlatacak bir kanıta ihtiyacımız var” dedim. Mark güldü, telefonu aldı ve o anı dondurdu. O sıradan akşamda çekilen o basit kare, hayatımdaki en sevdiğim anılardan biri haline geldi. Çünkü artık biliyordum ki; en güzel fotoğraf bile, sevdiğim adamın gözlerindeki yansımam kadar değerli olamazdı.

Like this post? Please share to your friends: