Kocamın cenazesinde; tabutun başında akrabalar, çocuklarımız ve torunlarımız merhumun yasını tutarken kapı aniden açıldı ve içeriye gelinlikler içinde, hiç tanımadığım bir kadın girdi

Kocam henüz altmışına yeni basmıştı ki kalp krizi onu bizden koparıp aldı. Saygın bir adam, iyi bir eş ve örnek bir babaydı. Cenaze töreni tam da ona yakışır şekilde hüzünlü ve kalabalıktı; dostları, iş arkadaşları ve tüm ailemiz tabutun başında toplanmış, sessizce dualar ediyordu. Tam o derin sessizliğin ortasında kapılar aniden açıldı ve içeri giren figür herkesin nefesini kesti. Karşımızda, bembeyaz bir gelinlik ve başında duvağıyla, benim yaşlarımda tanımadığım bir kadın duruyordu.

Tören alanında bir anda fısıltılar yükseldi. Kadın, elindeki çiçek buketini sımsıkı tutarak, sanki bir düğün törenindeymiş gibi kendinden emin ama kederli adımlarla tabuta yaklaştı. Herkes onun akli dengesinin yerinde olmadığını ya da yanlış adrese geldiğini düşünüyordu. Ben, kalbim yerinden çıkacakmış gibi atarken kendimi toparladım ve önüne geçip nazikçe yanlış yere geldiğini söylemeye çalıştım. Ancak o, gözlerimin içine bakarak “Hayır, bu sefer doğru adresteyim” dediğinde içimi tarif edilemez bir ürperti kapladı.

Kadın yavaşça tabuta dokundu ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Öyle bir ağlıyordu ki, bu sadece bir yabancının acısı olamazdı. “Nihayet kavuştuk sevgilim,” diye fısıldadı kocamın cansız bedenine bakarak. Artık dayanamadım ve titreyen bir sesle kim olduğunu sordum. Gözyaşlarını silerek bana döndü ve tüm hayatımı sarsacak o cümleyi kurdu: “Ben onun ilk ve tek aşkıyım. Ailelerinizin zoruyla seninle evlenmeden önce, geri döneceğine dair bana söz vermişti. Ben bir ömür onu bekledim.”

Onun anlattığına göre, kocam yıllarca bu gizli sevdanın yükünü taşımış, o ise bembeyaz gelinliğiyle bir gün ona kavuşacağı anı hayal ederek yaşlanmıştı. Cenazeye gelinlikle gelmişti çünkü bu onun için bir son değil, öteki dünyada başlayacak düğünlerinin ilk adımıydı. Çocuklarımın ve akrabalarımın şaşkın bakışları arasında, kırk yıllık evliliğimin aslında büyük bir yalanın üzerine inşa edilmiş olabileceği gerçeğiyle yüzleştim. Sevdiğim adamın kalbinde bana hiç ait olmamış devasa bir boşluk vardı.

Kadın, buketini tabutun üzerine bıraktı ve kimseyle tek kelime etmeden geldiği gibi sessizce çıkıp gitti. Tören bittiğinde mezarlıktan ayrılan son kişi bendim. Kırk yıllık yastığı paylaştığım adamı toprağa verirken, aslında tanıdığımı sandığım o kişiyi hiç tanımadığımı fark ettim. Bazı sırlar mezara gitmez, tam aksine mezarın başında insanın ruhunu paramparça ederdi. Eve döndüğümde hissettiğim şey artık sadece yas değil, koca bir ömrün gölgesinde kalmış olmanın verdiği o derin ve dilsiz yalnızlıktı.

Like this post? Please share to your friends: