Kadın, titreyen vücudunu ısıtmak istercesine battaniyesine sarılmış halde koltukta yatıyordu. Hastalık her geçen gün gücünü tüketirken, kocası eve erken gelip hiçbir şey söylemeden yatak odasına yöneldi. Askı sesleri ve kapanan çekmeceler, kaçınılmaz sonun geldiğini haber veriyordu; adam eşyalarını topluyordu. Kadın, duvarlara tutunarak yatak odasının kapısına kadar geldi ve fısıldadı: “Gidiyor musun?”

Adam, sanki hava durumundan bahseder gibi soğukkanlılıkla “Evet, böylesi daha iyi,” dedi. Kadın, “Peki ya çocuklar? Onların sana ihtiyacı var,” diye üsteleyince, adamın yüzündeki o korkunç ifade belirdi. “Umurumda değil,” dedi buz gibi bir sesle. “Eğer bakamıyorsan onları yetimhaneye ver; ben yeni bir hayat kuracağım.” Kapı eşiğinde her şeyi duyan iki küçük oğulları dehşet içinde babalarına bakıyordu. Büyük oğlanın “Seni asla affetmeyeceğim” sözü, babasının kahkahaları ve şiddetle kapanan kapının sesiyle boşlukta asılı kaldı.
Aradan geçen on beş yılın ardından kader, adamı beklemediği bir yerden vurdu. Hastane odasında, iflas eden böbrekleri yüzünden ölümle pençeleşen adam için tek bir kurtuluş yolu vardı: Uygun bir donör. Yapılan testler sonucunda tek uyumlu adayın, yıllar önce terk ettiği büyük oğlu olduğu ortaya çıktı. Oğlu odaya girdiğinde, adam artık karşısında yalvaran o küçük çocuğu değil, bakışları buz kesmiş bir yetişkin görüyordu.

Ölüm korkusuyla titreyen baba, “Lütfen oğlum, kurtar beni, çok pişmanım,” diye feryat etti. Oğlu ise yatağın başucuna kadar gelip babasının gözlerinin içine nefretle baktı. “O günü hatırlıyor musun?” diye sordu sessizce. “Annem hastayken bizi yetimhaneye vermeni söylediğin, ‘umurumda değil’ dediğin o günü? O gün kapıyı çarpıp çıktığında sadece bizi değil, babalığını da orada bıraktın.”

Adam yaşlı gözlerle “Ben senin babanım, bir şans daha ver,” diye inlerken, oğlu yavaşça geri çekildi. “Hayır,” dedi kararlı bir sesle, “Baba, ihtiyacın olduğunda yanında olan kişidir. Senin artık bir oğlun yok.” Kapıya yönelen genç adam, arkasında hıçkırıklar içinde yalvaran bir yabancı bırakarak dışarı çıktı. On beş yıl önce atılan o soğuk imza, şimdi bir ölüm fermanı olarak babasının önüne geri dönmüştü.