Köpek, geceleri sahiplerine bakıyor, gözlerini onlardan ayırmıyordu. Kamera görüntülerini izleyenler ise gözyaşlarını tutamadı

Lucas ve Emma uzun zamandır bir barınaktan köpek sahiplenmeyi hayal ediyorlardı. Parmaklıklar ardında, talihsiz bir adamın mükemmel insanını beklediği bir yerde safkan bir köpek yavrusu almak onlara yanlış geliyordu.

Barınak ıslak tüy, çamaşır suyu ve metal kapılardan içeri dolan sonbahar rüzgarı kokuyordu. Duvarlar kafeslerle çevriliydi; gözleri beklenti ve yorgunlukla doluydu. Bazı köpekler havlıyor, bazıları usulca sızlanıyor, biri ise sadece bakakalmıştı.

Zeki ve sakin bakışlara sahip iri, kızıl tüylü bir köpek, sanki her şeyi çoktan anlamış gibi hareketsiz oturuyordu. Parmaklıklara koşmuyor veya sevgi dilenmiyordu. Sadece, o bakışın kaderini belirleyeceğini umarak, dikkatle önüne bakıyordu.

Yarım saat sonra evraklar imzalandı. Yeni aile üyesine, Emma’nın çocukken sevdiği ve hâlâ sevgiyle andığı kedi Bruno’nun adı verildi.

İlk birkaç hafta mükemmeldi. Bruno şaşırtıcı derecede itaatkar, sessiz ve şefkatli çıktı. Her dokunuşu, her lokması, bahçede her yürüyüşü için ona teşekkür ediyordu. Ama Emma kısa süre sonra tuhaf bir şey fark etti: Bruno geceleri uyumuyordu.

Yatak odalarının kapısında, bir nöbetçi gibi hareketsiz duruyordu. Sadece izliyordu. Bazen şafak sökene kadar.

“Muhtemelen nöbet tutuyordur,” dedi Lucas. “Alışıyor, hepsi bu.”

Ama bu durum uzadıkça, daha da huzursuz oluyordu. Emma gecenin bir yarısı uyanmaya, üzerinde gözler hissetmeye başladı. Bruno’nun silüeti, koridordaki gece lambasının loş ışığında belirdi. Kıpırdamadı, gözünü bile kırpmadı. Bir şeyi kaçırmaktan korkuyor gibiydi.

Kapıyı kapatmayı denediler. Kapı durdurucuyu taktılar. Bruno sızlanmadı ya da tırmalamadı; sadece diğer tarafa oturup bekledi. Bakışlarında kaygılı, sessiz bir şey vardı, sanki içinde eski bir acı kalmış gibiydi.

Gündüzleri sadece kısa anlarca uyuyor ve en ufak bir seste anında irkiliyordu. Gözleri daha da kızarıyor, hareketleri yavaşlıyordu.

Her şeyi denediler: yemeğini değiştirmek, yeni bir yatak almak, yürüyüşlerini artırmak. Ama hiçbir şey değişmedi. Bruno geceleri uyanık kalıyor, sanki huzur ve sefalet arasındaki sınırmış gibi kapıyı gözlüyordu.

Sonra Lucas, neler olduğunu görmek için bir kamera kurdu.

Ertesi sabah kaydı dinlettiler. Bruno bütün gece kapının önünde durdu. Başını birkaç kez gagaladı, neredeyse uyuyakaldı ama her seferinde irkilip tekrar kaldırdı. Sanki uykuyla bir düşmanmış gibi savaşıyordu.

Onu veterinere götürdüler. Muayene hiçbir şey ortaya çıkarmadı; kalbi, eklemleri, her şey normaldi. Veteriner sadece düşünceli bir şekilde,

“Barınak köpekleri bazen geçmişlerini de yanlarında taşırlar. Daha önce başına ne geldiğini sormadın mı?” dedi.

Tekrar oraya gittiler; bakışlarını ilk gördükleri barınağa.

Ve orada hikayeyi duydular.

Önceki sahiplerinin genç bir çift olduğu ortaya çıktı. Bebek bekliyorlardı ve artık bir köpekle baş edemeyeceklerine karar verdiler. O gece, Bruno uyurken onu bir arabaya bindirip barınağa götürdüler ve uzaklaştılar. Garip kokular ve havlamalarla çevrili, parmaklıklar ardında uyandı.

O geceden sonra uyuyamadı. Tekrar yalnız uyanmaktan korkuyordu.

Emma gözyaşlarını tutamadı. O akşam yatağın yanına bir kilim serdiler. Bruno her zamanki gibi kapının yanında duruyordu. Sonra, uzun bir tereddütten sonra, yanına geldi, uzandı ve ilk kez gözlerini kapattı.

Uyuyakaldı.

Şimdi, her gece yataklarının yanında kıvrılıp uyuyor. Bazen horluyor, bazen de uykusunda sessizce patilerini oynatıyor; sanki rüyalarında bir yerlere koşuyormuş gibi. Sonunda anladı: Eğer uykuya dalarsa, onlar kaybolmayacak.

Yine de, her sabah gözlerinde, zar zor fark edilebilen bir şey kalıyor; dünyanın aniden sona erdiği o gecenin anısı. Ama şimdi insanlarına bakıyor ve her seferinde rahatlamış gibi görünüyor: her şey yolunda. Yuvaları hâlâ orada.

Bu tür hikayeler bize şunu hatırlatıyor: Hayvanlar da tıpkı bizim gibi hissediyor. Acıyı hatırlıyorlar, nezaketi takdir ediyorlar ve bir zamanlar gitmeyeceklerini kanıtlamış olanlara güveniyorlar.

Evcil hayvanların kendilerine özgü bir şekilde güven duygusunu nasıl ifade ettiklerini hiç gördünüz mü? Bir zamanlar kırılmış olan aynı güven duygusunu?

Like this post? Please share to your friends: