Bu mahalleye yeni taşınmıştım; sessiz, yemyeşil, birkaç bank ve yaşlı kavak ağaçlarıyla dolu bir yerdi. Her şey normal görünüyordu, tek bir şey hariç: Her gün gördüğüm kızıl tüylü av köpeği kaldırımın yanındaki gider ızgarasının yanında oturuyordu. Oynamıyor, uyumuyordu; sanki bir şeyi koruyormuş gibi, sadece aşağı bakıyordu. Bazen sızlanıyor, bazen de aniden yüksek sesle havlayıp karanlık derinliklere bakıyordu.
İlk başta bunun bir alışkanlık ya da garip bir oyun olduğunu düşündüm. Ama ne kadar uzun süre izlersem o kadar endişelendim. Bakışları merak değil, çaresiz bir tedirginlikti; sanki birini uyarmaya çalışıyormuş gibi.
Bir gün marketten bir torba etle dönüyordum. Köpek yine giderin başında, nöbetçi gibi gergin oturuyordu. Ona acıdım. Bir kemik çıkarıp ona uzattım. Dikkatlice aldı ama kemirmedi; sadece bana baktı ve parmaklıklara doğru geri döndü.
Kemikleri metal parmaklıkların arasına dikkatlice, sanki görünmez birine uzatıyormuş gibi yerleştirdi. Midem kasıldı. Yaklaştım, eğildim ve omurgamdan aşağı bir ürperti indiğini hissettim.

İlk başta, ızgaranın altında bir köpek yavrusu sıkışmış olabilir diye düşündüm. Mantıklıydı, çünkü köpek açıkça birine bakmaya çalışıyordu. Ama telefonumu karanlığa tuttuğumda nefesim boğazımda düğümlendi.
Yerden birkaç metre aşağıda, dar bir beton çıkıntının üzerinde bir insan yüzü seçebildim.
Çığlık attım; ses bir çığlığa dönüştü. İnsanlar dükkânlardan ve kapılardan dışarı koştu, bazıları levye getirdi, bazıları yardım çağırdı. Ağır ızgarayı kaldırmaya çalışırken kalbim kulaklarımda gümbür gümbür atıyordu.
El feneri sonunda borunun dibini aydınlattığında herkes donakaldı. Yaklaşık on yaşında bir çocuk titreyerek orada oturuyordu. Kirli ve bitkin, gözleri korku ve rahatlamayla karışmıştı. Yaşıyordu. Zar zor tutunuyordu ama yaşıyordu.

Adamlar dikkatlice peşinden aşağı inerken, av köpeği yakınlarda volta atıyor, sanki bizi teşvik ediyormuş gibi sızlanıyordu. Çocuk nihayet kaldırıldığında, köpek gelip sessizce elini okşadı.
Çocuk hafifçe gülümsedi, ama etrafındakiler suskundu. Anladık ki köpek bunca zamandır parmaklıkların yanında oturmamış, yardım çağırmıştı. Ve onun ısrarı olmasaydı, çocuk sabahı görmeyecekti.