Köylüler, şelalenin yanındaki kayalıkta asılı kalan devasa bir kaplan fark edip yardımına koştular; ancak kurtarıldıktan sonra kaplanın ne yapacağından tamamen habersizdiler

Küçük bir nehir köyünün yaşlı balıkçısı Samir, nefes nefese meydana koşarak şelalenin yanındaki kayalıklarda devasa bir kaplanın mahsur kaldığını haykırdı. Köylüler önce yaşlı adamın abarttığını düşünerek güldüler; ancak Samir’in korkudan titreyen ellerini ve ıslak kıyafetlerini görünce durumun ciddiyetini anladılar. Balıkçının, “Kaplan düşmek üzere, eğer nehre düşerse onu aşağıdaki dev timsah anında parçalayacak!” sözleri üzerine herkes sustu. Yıllardır şelalenin altında yaşayan, avcıların bile korktuğu o canavar timsahın avını beklediğini anlayan erkekler, halat ve kalasları kapıp hızla nehre doğru koştu.

Şelaleye vardıklarında köylülerin korkudan kanı dondu; devasa bir Bengal kaplanı, azgın suların dövdüğü kaygan taşlara tutunmaya çalışıyordu ve gücü tükenmek üzereydi. Şelalenin köpüren suları arasında ise o yaşlı, devasa timsahın siyah sırtı sürekli yüzeye çıkıyor, sabırla avının aşağı düşmesini bekliyordu. Kaplanın her kayışında timsah daha da yaklaşıyordu. Köylülerden Rahim, “Şimdi kurtarmazsak çok geç olacak!” diyerek öne atıldı; diğerleri “O bir kaplan, kurtulunca bizi parçalar!” diye bağırsa da, amansız bir vicdan azabıyla Rahim’in peşinden kaygan kayalara doğru ilerlediler.

Sırılsıklam olan adamlar, gürültüden birbirlerini duyamaz halde kaplana yaklaştıklarında, vahşi hayvan önce devasa dişlerini göstererek kükredi. Ancak saniyeler içinde insanların kendisine zarar vermeyeceğini, aksine onu kurtarmaya çalıştığını anlayan asil hayvan sakinleşti ve kayaya teslim oldu. Tam o sırada nehir akıntısı kaplanı savurdu ve hayvan uçuruma doğru kaydı; köylülerden biri onu son anda patisinden yakaladı ama kendisi de düşme tehlikesi atlattı. Aşağıdaki timsahın iştahla hızlandığını gören erkekler, halatlara tüm güçleriyle asılarak can havliyle kaplanı kıyıya çekmeyi başardılar.

Kaplanı karaya çıkaran köylüler, ani bir saldırı beklentisiyle korku içinde geriye doğru fırladılar. Islak tüylerinden sular süzülen devasa yırtıcı, ağır adımlarla ayağa kalktı ve sarı gözlerini birkaç saniye boyunca kendisini kurtaran insanların üzerinde gezdirdi. Ardından yavaşça, az önce kendisini kurtarırken ölümden dönen Rahim’e doğru yürümeye başladı. Meydandaki kadınlar korkudan çığlık atarken, herkes gencin sonunun geldiğini düşündü. Ancak kaplan, beklenmedik bir şekilde kafasını Rahim’in omzuna hafifçe vurarak ona adeta teşekkür etti; sonra da arkasını dönüp ormanın derinliklerinde gözden kayboldu.

Köylüler, doğanın bu muazzam vahşi canlısından gördükleri minnet karşısında adeta büyülenmiş bir şekilde nehir kenarında uzun süre kalakaldılar. İyiliğin vahşi bir yürekte bile nasıl karşılık bulduğunu kendi gözleriyle görmüşlerdi. Ancak bu, köylülerin o gizemli kaplanla son karşılaşması olmayacaktı. Nitekim olaydan birkaç gün sonra gecenin zifiri karanlığında, ormanın derinliklerinden köye doğru yükselen o çok tanıdık ve güçlü kükreme sesi, dostluklarının henüz bitmediğinin en büyük habercisiydi.

Like this post? Please share to your friends: