Küçük bir kız, büyük bir uluslararası şirkete tercüman olarak iş başvurusu yapmaya geldi: Çalışanlar karşılarında bir çocuk görünce sadece alaycı bir şekilde birbirlerine baktılar… Ta ki küçük kız tüm ofisi tam anlamıyla şoke eden o şeyi yapana kadar

Uluslararası büyük bir şirketin genel merkezinde, yeni tercümanlar seçmek için oldukça zorlu ve kapalı bir mülakat yürütülüyordu. Şirketin her dilde kusursuz konuşan, katı ve acımasız sahibi Michael Reynolds, en deneyimli adayları bile zor sorularıyla ağlatarak odasından kovuyordu. Sektörün en prestijli isimleri ellerinde dosyalarla koridorda ecel terleri dökerken, sekreterin “Sıradaki aday!” çağrısıyla birlikte herkesi hayrete düşüren bir olay yaşandı. Sıralarda oturan takım elbiseli profesyonellerin arasından, henüz on üç yaşlarında, üzerinde okul üniforması ve sırtında küçük bir çanta olan zayıf bir kız çocuğu ayağa kalktı. Ofis çalışanları ve diğer adaylar, bu çocuğun buraya bir gezi için geldiğini ya da katları karıştırdığını düşünerek alaycı bir şekilde gülüşmeye başladılar.

Küçük kız, etrafındaki küçümseyici bakışlara ve fısıltılara hiç aldırış etmeden, son derece emin adımlarla mülakat odasına girdi ve heyetin karşısındaki sandalyeye oturdu. Şirket sahibi Michael, karşısındaki çocuğu görünce bıyık altından gülerek “Kayboldun mu küçük kız?” diye sordu; ancak kız büyük bir soğukkanlılıkla mülakata geldiğini ve sekiz yabancı dil bildiğini söyledi. Odadaki yöneticiler ve avukatlar bu iddialı söz karşısında kahkahalara boğulurken, Michael kızı herkesin önünde küçük düşürmek amacıyla aniden çok hızlı bir şekilde Fransızca konuşmaya başladı. Küçük kızın hiç duraksamadan, pürüzsüz bir aksanla Fransızca cevap vermesi üzerine odadaki alaycı gülüşmeler bir anda bıçak gibi kesildi.

Heyetteki diğer uzmanlar durumu test etmek için sırasıyla İspanyolca, Almanca ve Rusça sorular yönelttiler; fakat dahi çocuk her birine tek bir dil bilgisi hatası bile yapmadan akıcı yanıtlar verdi. Şaşkınlığını gizlemeye çalışan Michael, “Birkaç günlük kalıpları ezberlemek yetmez, gerçek tercümanlık milyon dolarlık sözleşmeler demektir” diyerek masadaki kalın bir dosyayı kızın önüne fırlattı. Bu dosya, şirketin uzman hukukçularının iki haftadır üzerinde çalıştığı Japon ortaklı devasa bir uluslararası anlaşmaydı. Michael, kızdan bu teknik metindeki olası bir hatayı bulmasını istedi; odadaki herkes kızın bu ağır hukuki terimler karşısında pes edeceğini düşünüyordu.

Küçük kız sayfaları büyük bir hızla çevirmeye başladı ve sadece bir dakika sonra parmağını bir maddenin üzerine koyarak durdu. Heyete dönerek, “Burada çok ciddi bir çeviri hatası var; Japonca metindeki bir terim yanlış aktarılmış ve bu haliyle imzalanırsa şirketiniz teknoloji patent haklarının büyük bir kısmını kaybedecek” dedi. Michael belgeleri kızın elinden hırsla kapıp başhukukçusuna incelettiğinde, adamın yüzü korkudan bembeyaz kesildi. Hukukçunun titreyen bir sesle “Kız haklı, bu hata gözümüzden kaçmış, az kalsın şirketi batırıyorduk” demesiyle tüm odada adeta zaman dondu ve az önce çocukla dalga geçen tüm yöneticiler utanç içinde sessizliğe büründü.

Michael hayatında ilk kez bir adayın önünde saygıyla ayağa kalkarak, bu yaşta bu muazzam yeteneği kimden öğrendiğini sordu. Küçük kız gözlerini fısıltıyla yere indirerek, “Annem uluslararası mahkemede baştercümandı; onu kaybettikten sonra onun anısını yaşatmak için gece gündüz kendi kendime çalışmaya devam ettim” yanıtını verdi. Bu dokunaklı hikaye ve dâhice zekanın karşısında büyülenen Michael, kıza anında şirketin en genç başdanışmanı olarak iş teklif etti. Ön yargıların yetenek karşısında nasıl darmadağın olduğunu kanıtlayan bu tarihi mülakat, küçük kızın hak ettiği saygıyı kazanması ve annesinin mirasını dünya çapında bir başarıyla taçlandırmasıyla muhteşem bir zaferle son buldu.

Like this post? Please share to your friends: