Kuzenim babaannemin evini darmadağın etti; ancak sonunda bizzat hazırladığım tuzağın içine düştü

Adım Elena. Annemi küçük yaşta kaybettikten sonra beni büyüten ve bana huzurlu bir yuva veren babaannem Lily’den (Gran) kalan evi miras aldığımda, bunun bir savaşa dönüşeceğini tahmin etmemiştim. Gran’ın her zaman yanında olan bendim; teyzem ve kuzenim Lydia ise o hastayken bile bir kez olsun yardıma gelmemişlerdi. Ancak vasiyet açıklandığında, hiçbir emeği olmayan Lydia, evin kendisine kalması gerektiğini iddia ederek bana kin beslemeye başladı.

Bir gün Lydia, evde önemli belgelerini unuttuğunu söyleyerek benden anahtarı istedi. Şüphelensem de aile bağı hatırına kabul ettim ve bir gecelik iş seyahatine çıktım. Geri döndüğümde karşılaştığım manzara korkunçtu: Evim bir harabeye dönüştürülmüştü. Her yerde çürümüş yemek atıkları, yerlere ezilmiş cipsler ve daha da kötüsü, Gran’ın odasının duvarlarına nefretle sürülmüş kırmızı-siyah boyalar vardı. Lydia, evi alamadığı için orayı benim için yaşanmaz kılmış, hatıralarımızı kasten kirletmişti.

Lydia’yı aradığımda, “Hak ettiğim evi sen aldın, ben de tadını çıkarmamanı sağladım,” diyerek telefonu suratıma kapattı. Günlerce temizlik yaptım; profesyonel boyacılar tutup binlerce lira harcadım, çöpe gitmek zorunda kalan mobilyaların yasını tuttum. Ev artık Gran gibi kokmuyordu, onun yerine rutubet ve nefret kokuyordu. Ama pes etmedim. Sessizce tüm masrafların faturalarını topladım, evin yıkım halini fotoğrafladım ve doğrudan mahkemenin yolunu tuttum.

Mahkeme, sunduğum kanıtlar ve Lydia’nın itiraf niteliğindeki mesajları sayesinde lehime karar verdi. Lydia, evin temizliği, boyası ve atılan tüm eşyalar için harcadığım her kuruşu kuruşuna ödemeye mahkûm edildi. Karar belgesini ve fatura kopyalarını pembe bir kurdeleyle süsleyip “Yıktığın yuvadan sevgilerle” yazılı bir notla kapısına bıraktım. Çılgına dönmüş bir halde beni arayıp bağırdığında tek bir cevabım vardı: “Babaannem kazandı; çünkü onun evini benden alamadın, şimdi de verdiğin zararın bedelini ödeyeceksin.”

Lydia’nın temyiz çabaları sonuçsuz kaldı ve aylar boyunca bana her ay “Tadını çıkar prenses” notlu çekler göndermek zorunda kaldı. Paranın miktarı önemli değildi; önemli olan adaletin yerini bulmasıydı. Şimdi Gran’ın odasında, yeniden tertemiz olan duvarların arasında oturup onun hatırasına sahip çıkmanın huzurunu yaşıyorum. Lydia evi darmadağın etmiş olabilir ama Gran’ın bana öğrettiği o güçlü kadını yıkmayı başaramadı.

Like this post? Please share to your friends: