Paris elitlerinin uğrak noktası olan görkemli bir kafede, huzur dolu atmosfer aniden yerle bir oldu. Ya sakarlık ya da kötü niyetle savrulan bir el, içindeki kaynar sıvıyla dolu fincanı devirdi. Kaynar su, genç garson Lina Caron’un üniformasından sızarak doğrudan cildine ulaştı. Can havliyle yükselen çığlığı tüm salonda yankılanırken, acı içinde yere yığılan genç kızın kollarında yanık kabarcıkları oluşmaya başladı.
Bu trajedinin tam karşısında oturan Victor Halden’ın yüzünde ise alaycı bir gülümseme belirdi. Elindeki lüks telefonla her saniyeyi kayda alırken, Lina’nın birkaç aylık maaşı değerindeki takım elbisesiyle pişkin bir şekilde, “Bir dahaki sefere daha dikkatli olursun,” diye mırıldandı. Salonun geri kalanındaki iyi giyimli müşteriler ise başlarını ekranlarına gömdüler; zira kimse skandalları silmekle ünlü güçlü iş adamı Richard Halden’ın oğluyla karşı karşıya gelmek istemiyordu.

Ancak arka masalardan birinde Kang Jin-ho yavaşça ayağa kalktı. Yanındaki büyük siyah köpeği Onyx ile birlikte, askeri bir disiplinle Victor’un önünde durdu. Kang Jin-ho, sesini yükseltmeden ama buz gibi bir kararlılıkla, “Bu genç kıza acilen tıbbi müdahale gerekiyor,” dedi. Victor’un sinirli bir şekilde “Bu sizi ilgilendirmez,” çıkışına rağmen, Jin-ho geri adım atmadı ve Victor’un tüm kibrini ezip geçen o görünmez sınırı çizdi.
Kang Jin-ho, telefonunu masaya bırakarak her şeyin kayıt altında olduğunu gösterdiğinde kafedeki hava tamamen değişti. Victor, hayatında ilk kez soyadının işlediği suçu örtbas etmeye yetmediğini o an anladı. Jin-ho’nun sakin gücü karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Kafedeki personel nihayet harekete geçerek ambulans çağırdı ve Lina’nın yaralarıyla ilgilenildi. Lina, oradan ayrılırken kendisine sessiz bir söz veren Jin-ho ile göz göze geldi.

Ertesi gün, her şey Kang Jin-ho’nun planladığı gibi işledi. Tıbbi masraflar tartışmasız bir şekilde ödendi ve Lina’ya büyük bir tazminat yatırıldı. Genç kadın, çok daha saygılı ve iyi koşullara sahip yeni bir işe yerleştirildi. O gün Paris sosyetesi için sıradan bir kahve molası olsa da, adaletin sadece paradan ibaret olmadığını kanıtlayan Kang Jin-ho’nun asil duruşu zihinlere kazındı.