Her zaman ekstrem aktivitelerin tutkunu oldum. Paraşütle atlamak veya kışın vahşi ormanın kalbinde kamp yapmak benim için korku değil, saf bir keyifti. Ancak son maceramda yaşadığım bir olay, bu tür deneyimlere bakış açımı tamamen değiştirdi ve bana doğanın bazen ne kadar tuhaf olabileceğini gösterdi.

O akşam arkadaşlarla karla kaplı ormanın derinliklerinde kamp kurduk. Sırf merakımdan ve ilginç bir görüntü yakalarım umuduyla, çadırımın girişine bir gece görüş kamerası yerleştirdim. Uyurken etrafımda neler olup bittiğini görmek istiyordum; belki bir kurt sürüsü ya da nadir bir doğa olayı yakalarım diye düşünerek derin bir uykuya daldım.
Ertesi gün eve dönüp kayıtları izlemeye başladığımda, ilk saatler oldukça sıradandı. Fakat saat gece üç sularında küçük bir geyik yavrusu çadırımın önünde belirdi. Ekran başında nefesimi tutarak izliyordum. Hayvan önce etrafı kokladı, sonra büyük bir merakla çadırın açık kalan kısmından içeri süzüldü.

İşte tam o an, kanımı donduran ve beni dehşete düşüren o sahne yaşandı. Geyik yavrusu uyuyan yüzüme birkaç santim yaklaşana kadar sokuldu. Tam o sırada, büyük bir sakinlikle üzerime ve uyku tulumuma tuvaletini yapmaya başladı. Ben ise hiçbir şeyden habersiz, mışıl mışıl uyuyor, hatta rüyamda gülümsüyordum. Hayvan çadırımı adeta rüzgardan korunaklı, sıcak bir tuvalet olarak kullanmıştı.

Kaydı bitirdiğimde yaşadığım tiksinti ve şaşkınlık tarif edilemezdi. O an anladım ki, doğada “yüz yüze” gelmenin her türlüsü sandığım kadar görkemli değilmiş. Bu olay benim için bir dönüm noktası oldu; hayatımdaki adrenalin arayışına o gün orada son vermeye karar verdim.