Oğlum ve karısının bir süreliğine yanımda kalmasına izin verdim ama altı ay sonra bitmek bilmeyen kurallarından bıktım; kedimi evden kovduklarında ise sabrım tamamen taştı

Oğlum yirmi altı, gelinim yirmi dört yaşındaydı. Kendi evlerini alacak paraları olmayınca onlara kıyamadım ve “Gelin benimle yaşayın, para biriktirene kadar evim size açık” dedim. Safça, akşamları beraber yemek yiyeceğimizi ve huzurlu bir aile olacağımızı hayal etmiştim. Ancak gelinim Marina, sanki bana bir iyilik yapıyormuşçasına evime yerleşti ve birkaç hafta sonra her şeyi değiştirmeye başladı. On yıllık baharat kavanozlarımın yerini değiştirdi, mutfağı kendi zevkine göre düzenledi ve ne yiyeceğime kadar bana karışmaya başladı.

Olaylar sadece mutfakla sınırlı kalmadı; banyodaki eşyalarımı kaldırıp attı, en sevdiğim halımı hijyenik olmadığı gerekçesiyle yok etti. Kendi evimde bir yabancı gibi hissetmeye başlamıştım. Oğlumla konuştuğumda ise hep eşini savundu ve benden sabırlı olmamı istedi. Sabrettim, ta ki o kış akşamına kadar. Eve geldiğimde on yıldır can yoldaşım olan kedim Tişa beni karşılamadı. Onu, o dondurucu Aralık soğuğunda balkonun karanlığına hapsettiklerini gördüğümde içimde bir şeyler koptu. Kedim titriyordu ve o an bu işin bittiğini anladım.

Ertesi sabah onlar işe gider gitmez harekete geçtim. Önce çilingir çağırıp kapının kilitlerini değiştirdim, sonra tüm eşyalarını özenle valizlere topladım. Onlara borçlu kalmamak için oğlumun hesabına bir aylık kira ve depozito miktarını yatırdım; bu onlara yeni bir başlangıç için yeterliydi. Akşam kapıya geldiklerinde anahtarlarının uymadığını fark edince şaşkınlıkla beni aradılar. Sakince onlara artık yetişkin olduklarını ve kendi hayatlarını kurma zamanlarının geldiğini söyledim.

Oğlum telefonda şaşkınlık içindeyken, gelinim arkadan öfkeyle fısıldıyordu. “Anne, konuşabilirdik” dediğinde ona, “Bir yıl boyunca konuştum ama kimse dinlemedi, artık kendi evimde kimse bana kural koymayacak” cevabını verdim. Valizlerini alıp merdivenlerden uzaklaşırken hissettiğim şey suçluluk değil, büyük bir hafiflemeydi. Kapıyı arkalarından kilitledim, banyo halımı eski yerine serdim ve Tişa’yı kucağıma alıp koltuğuma yerleştim.

Sonunda evim tekrar “evim” gibi kokmaya başlamıştı. Bir anne olarak üzerime düşeni yapmıştım ama kimsenin huzurumu ve on yılımı paylaştığım sessiz dostumu benden almasına izin veremezdim. Çayımı yudumlarken uzun zamandır ilk kez derin bir nefes aldım. Kendi kurallarımın olduğu, kedimin özgürce dolaştığı o sessiz ama huzurlu hayatıma geri dönmüştüm. Bazen en büyük yardım, birilerine kendi ayakları üzerinde durmayı öğretmektir.

Like this post? Please share to your friends: