Okuldan sonra kızım, “Anne, karnım çok ağrıyor, oturamıyorum ve yürüyemiyorum,” dedi. Hastanede doktor ciddiyetle, “Acil ameliyat gerekiyor,” dedi

Sıradan bir okul sonrasıydı ama kızım kapıdan içeri girdiğinde bir şeylerin ters gittiğini hemen anladım. Yüzü bembeyazdı, hareketleri yavaşlamıştı ve gözlerinde daha önce görmediğim bir korku vardı. Ayakkabılarını duvar kenarına bırakırken fısıltıyla karışık bir sesle, “Anne, karnım çok ağrıyor, oturamıyorum ve yürüyemiyorum,” dedi. O an kalbim yerinden çıkacak gibi oldu; çocuklar bazen küçük ağrıları abartabilirdi ama bu sefer durumun çok farklı ve ciddi olduğunu iliklerime kadar hissettim.

Aslında son aylarda sık sık sırt ağrısından şikayet ediyordu ve biz suçu hep ağır okul çantasına atıyorduk. Çantasını hafifletmiş, duruş bozukluğu için egzersizler yaptırmış, hatta kasları güçlensin diye onu spora bile yazdırmıştık. Bir süreliğine her şey yolunda gibi görünse de o gün tüm bu varsayımlarımız yerle bir oldu. Kızım olduğu yerde titreyerek, “Sadece sırtım değil, artık karnım da kopuyor, hareket edemiyorum!” diye feryat edince panikle anahtarları kapıp doğruca hastaneye koştuk.

Acil servis koridorlarında zaman buz kesti. Kızım sedyede acı içinde kıvranırken doktorların endişeli bakışları altında ultrason sonuçlarını bekledik. Sonunda doktor yanımıza gelip o hiçbir ebeveynin duymak istemediği cümleyi kurdu: “Acil ameliyat gerekiyor.” Meğer o sırt ağrıları sandığımız gibi çantadan değil, sessizce büyüyen bir böbrek taşından kaynaklanıyormuş. Taş yerinden oynayıp kanala düştüğü için şiddetli sancı ve hayati risk oluşturmaya başlamıştı.

Ameliyathane kapısına kadar elini sımsıkı tuttum. O küçük yatağın uzun koridorda gidişini izlerken içimi tarif edilemez bir suçluluk duygusu kapladı. “Sadece çanta” dediğim her anı, hafife aldığım her şikayeti tek tek düşündüm. Saatler süren bekleyişin ardından cerrah nihayet kapıdan gülümseyerek çıktı; operasyon başarılı geçmişti. O an vücudumdaki tüm gerginliğin boşaldığını ve yanaklarımdan süzülen yaşların minnet dolu birer damlaya dönüştüğünü hissettim.

İyileşme süreci sabır gerektirse de kızım her geçen gün daha da güçlendi. Bu olay bana hayattaki en önemli derslerden birini verdi: Çocukların ağrıları, ne kadar küçük görünürse görünsün asla görmezden gelinmemeli. Vücut bazen bağırmadan önce fısıldarmış ve biz ebeveynler olarak o fısıltıları dinlemeyi öğrenmeliymişiz. Bugün kızımın yeniden özgürce koşup güldüğünü görmek, bana sağlığın ne kadar kırılgan, dikkatin ve sevginin ise ne kadar kurtarıcı olduğunu her an hatırlatıyor.

Like this post? Please share to your friends: