Issız ormanda, ıslak bir yolda eşimle beraber evimize doğru huzurla ilerliyorduk. Her şey yolunda giderken aniden devasa bir ayı yolun ortasına fırladı. Eşim son anda frene bastı; araba sarsılarak durduğunda kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Ayı, kaputun sadece bir metre ötesinde arka ayaklarının üzerine kalktı ve gözlerini dikip doğrudan bize bakmaya başladı. O kadar heybetli ve korkutucu görünüyordu ki, her an üzerimize saldıracağından emindik.

Hayvan yavaş ve emin adımlarla aracımıza doğru yaklaşmaya başladı. O an camların ve kapıların bizi korumaya yetmeyeceğini hissettim; dehşet içindeydim. Eşim büyük bir dikkatle geri vitese takıp yavaşça uzaklaşmaya çalıştı. Vahşi bir hayvanın saldırısı karşısında şansımızın ne kadar az olduğunu biliyorduk. Tam en kötüsünün gerçekleşmesini beklerken, hayatımız boyunca unutamayacağımız o sarsıcı olay yaşandı.
Tam o sırada, yol kenarındaki devasa bir ağaç kulakları sağır eden bir gürültüyle devrildi. Devasa gövde, aracımızın sadece birkaç santimetre ötesine, az önce durduğumuz noktaya büyük bir şiddetle çarptı. Eğer ayı bizi durdurmamış olsaydı, o ağaç doğrudan üzerimize düşecek ve muhtemelen hayatta kalamayacaktık. Ayı gürültüyle birlikte irkildi ve saniyeler içinde ormanın derinliklerinde gözden kayboldu.

Yol bir anda yeniden sessizliğe büründü, sanki az önceki gerilim dolu anlar hiç yaşanmamış gibiydi. Şaşkınlıktan nefesimiz kesilmişti; ölümle burun buruna gelmiştik ama bir şekilde kurtulmuştuk. O devasa canlı bizi bir tehlike olarak mı görüyordu, yoksa yaklaşan felaketi fark edip bizi durdurmaya mı çalışıyordu? Bu sorunun cevabını hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Şimdi ne zaman o yolu hatırlasam, ayının o delici bakışlarını tekrar hissediyorum. Belki de doğa, bazen en korkutucu maskesiyle karşımıza çıkıp bizi aslında mutlak bir sondan koruyordur. O gün yaşadığımız bu mucizevi kurtuluş, hayata olan bakışımızı sonsuza dek değiştirdi.