Pazarın en köşesinde, eski bir tahta kasanın üzerinde kendi bahçesinden topladığı domates ve salataları satan yetmiş yaşındaki Fatma Nine, dürüst emeğiyle hayata tutunmaya çalışıyordu. Eşini kaybettikten sonra kimsesiz kalmış, tek geçim kaynağı toprağı ve elleri olmuştu. O sabah, pazarın kalabalığı arasında parlayan ayakkabıları ve pahalı takım elbisesiyle bir adam belirdi. Etrafındakilere kibirle bakarak Fatma Nine’nin tezgahına yaklaştı ve ürünlerin fiyatını sordu; aldığı cevapla birlikte yüzündeki alaycı ifade yerini ani bir öfkeye bıraktı.

“Bu çürük mallar için bu parayı mı istiyorsun? Sen kendini ne sanıyorsun?” diye bağıran adama karşı yaşlı kadın, “Onlar taze oğlum, kendi elimle yetiştirdim,” diye fısıldadı. Adam “oğlum” kelimesini duyunca iyice çileden çıktı; “Senin gibi birinin oğlu olamam ben!” diyerek bağırmaya başladı. Gözü dönmüş bir halde tezgahı tekmeledi, domatesleri yerlere saçtı ve yaşlı kadını oturduğu tabureden yere itti. Fatma Nine toprağın üzerinde ağlarken, adam pahalı ayakkabılarıyla ürünleri tek tek ezerek mahvetti.
Pazardaki insanlar donup kalmışken, adamın bu zorbalığı sadece birkaç dakika sürdü. O sırada kalabalığı yararak gelen bir mahalle sakini, saldırganı sertçe kenara itip Fatma Nine’yi yerden kaldırdı. Yaşlı kadının üzerindeki tozları silerken, “Ağlama teyzem, ben senin dökülen her malını satın alıyorum, hepsinin bedelini ben ödeyeceğim,” dedi. Bu asil davranış karşısında çevredekiler alkış tutarken, zorba adamın kibri yerini büyük bir paniğe bıraktı çünkü bu kez kimse sessiz kalmıyordu.

Hemen olay yerine çağrılan polis ekipleri, adamı karakola götürmek üzere kelepçeledi. Yapılan incelemede, bu adamın daha önce de benzer suçlara karıştığı ve hakkında arama kararı bulunduğu ortaya çıktı. İşlediği bu son nefret suçu ve yaşlı bir kadına uyguladığı şiddet, onun için dönüşü olmayan bir hapis yolculuğunu başlattı. Kibirle bastığı o pazar yeri, aslında kendi sonunun başlangıcı olmuştu.

Pazarın sonunda Fatma Nine evine cebinde helal kazancıyla dönerken, mahalleli el birliğiyle ona yeni bir tezgah kurdu. Kötülük o gün pazar meydanında ezilen domateslerle birlikte yok olup giderken; iyilik ve dayanışma her zamanki gibi galip geldi. O pahalı takım elbiseli adam ise artık lüks ofislerde değil, soğuk bir hücrede yaptığı vicdansızlığın bedelini ödüyordu.