Restoran sahibi, aşçı kadını aşağılamaya çalışarak ‘Piyanoyu çalarsan bu restoranı sana hediye edeceğim, çalamazsan seni buradan tek kuruşsuz fırlatıp atacağım’ dedi; ancak genç kız piyanoya doğru yaklaştığı anda beklenmedik bir şey oldu…

Şehrin en lüks restoranında sıradan bir akşam, mutfakta yardımcı aşçı olarak çalışan Anna’nın, salondaki piyanonun akordunun bozuk olduğunu mırıldanmasıyla tamamen değişti. Bunu duyan restoranın kibirli ve acımasız sahibi Mark, genç kızı tüm konukların önünde küçük düşürmek için kolundan tutup salonun ortasına çekti. Herkesin dikkatini çeken adam, “Aşçımız meğer bir müzisyenmiş!” diyerek Anna ile alay etmeye başladı ve salondaki zengin müşteriler bu aşağılamaya gülerek eşlik etti.

Mark, yurt dışındaki prestijli akademilerde eğitim almış olan kızı Emma’yı öne çıkararak acımasız bir kumar teklif etti. Kızının kusursuz bir performans sergileyeceğinden emin olan adam, Anna’ya dönerek, “Kızım çalacak, sonra da sen. Eğer ondan daha iyi çalarsan bu restoranı senin üzerine yapacağım; ama çalamazsan tek kuruş almadan buradaki işine son vereceğim,” dedi. Anna, üzerindeki küçümseyici bakışlara aldırmadan mutfak önlüğüyle piyanoya doğru feci bir sessizlik içinde ilerledi.

İlk olarak tabureye oturan Emma, kusursuz tekniğiyle oldukça profesyonel ve hatasız bir parça çaldı. Konuklar bu performansı kibarca alkışlarken Mark zafer kazanmış bir edayla gülümsüyordu. Ardından sıra Anna’ya geldi; genç kız piyano taburesine oturup parmaklarını tuşlara dokundurduğu anda salondaki tüm atmosfer bir anda büyülü bir havaya büründü. Anna sadece notalara basmıyor, adeta her bir tuşun içinde yaşıyor ve ruhunu müziğe döküyordu. Şarkı bittiğinde salonda derin bir hayranlık sessizliği oluştu.

Şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyen Mark, kızının yenilgisini hazmedemeyerek, “Bu imkansız, muhtemelen sadece bu melodiyi biliyorsun, başka bir şey çal!” diye çıkıştı. Anna sakin bir şekilde başını salladı ve bu kez dünyanın en zor klasik kompozisyonlarından birini, önünde hiçbir nota kağıdı olmadan, tamamen hafızasından büyüleyici bir şekilde çalmaya başladı. Son nota salonda yankılanıp bittiğinde, az önce onunla alay eden tüm konuklar ayağa kalkarak genç kızı çılgınca alkışlamaya başladı.

Nefesi kesilen restoran sahibi, “Sen bu dâhice çalmayı nerede öğrendin?” diye sormaktan kendini alamadı. Anna, tabureden kalkıp önlüğünü düzelterek, “Bana eski bir başpiyanist olan büyükannem öğretti,” dedi. Herkesin gözü önünde kayda geçen bu iddiadan kaçamayacağını anlayan Mark, kibirli maskesini indirerek, “Sözümü tutmak zorundayım, burası artık senin,” demek zorunda kaldı. Anna, emeğinin ve yeteneğinin getirdiği bu adaletle gururlu bir şekilde gülümseyerek restoranın yeni sahibi oldu.

Like this post? Please share to your friends: