Şeyh Halid’in mermer salonunda görkemli bir davet için hazırlıklar sürüyordu. Kırk yaşlarındaki mütevazı hizmetçi Leyla, kalabalığın içinde sessizce görevini yaparken, salonun ortasındaki bir mankenin üzerinde duran göz kamaştırıcı kırmızı elbise herkesin ilgisini çekiyordu. Şeyh’in sevgilisi için özel diktirdiği bu dar kesim, lüks elbise adeta bir servet değerindeydi. Leyla geçerken büyülenmiş bir halde elbiseye dokununca, Şeyh Halid durumu fark etti ve onu tüm konukların önünde aşağılamaya başladı. “Senin tüm hayatından daha değerli olan bu kumaşa nasıl dokunursun?” diyerek gürledi.

Şeyh, etrafındaki kadınların alaycı gülüşleri eşliğinde bu durumu bir gösteriye dönüştürmeye karar verdi. Leyla’ya iki seçenek sundu: Ya elbisenin bedelini hemen ödeyecekti ya da o akşamki partiye bu elbiseyi giyip gelecekti. Şeyh, “Eğer bu daracık elbiseyi giymeye cesaret edersen, yarın seninle evleneceğim!” diyerek kahkahalarla bağırdı. Leyla’nın bedenine göre en az üç beden küçük olan bu elbiseyi giymesi imkansızdı; bu teklif, onu tüm cemiyetin önünde küçük düşürmek için kurgulanmış zalimce bir oyundu.
Leyla, gün boyu düğümlenmiş bir boğazla dolaştı ama pes etmedi. Evin yaşlı terzisine giderek yardım istedi. Akşam olduğunda salon en seçkin konuklarla dolmuştu. Şeyh, birazdan başlayacak “komik şovun” tadını çıkarmak için kadehini kaldırdı ve konuklara seslendi: “Bayanlar baylar, birazdan Leyla’yı göreceksiniz, umarım hazırsınızdır!” Kapılar yavaşça açıldığında herkes dalga geçmek için bekliyordu; ancak içeri giren kadın tüm salonu derin bir sessizliğe gömdü.

Leyla içeri girdiğinde üzerinde o kırmızı elbise vardı ama elbise mucizevi bir değişime uğramıştı. Yaşlı terziyle birlikte elbiseyi arkadan boydan boya kesmiş, bu açıklığı ipek şeritler ve zarif bağlarla sanatsal bir tasarıma dönüştürmüşlerdi. Elbise önden kusursuz duruyor, arkadaki bu dokunuş ise sanki dünyaca ünlü bir modacının elinden çıkmış, bilinçli bir stil tercihi gibi görünüyordu. Leyla, gülünç duruma düşmek bir yana, asil duruşuyla Şeyh’in sevgilisini bile gölgede bırakmıştı.

Şeyh Halid, bir sirk gösterisi beklerken karşısında büyüleyici bir zarafet bulunca kireç gibi bembeyaz oldu. Kendi kibri onu köşeye sıkıştırmıştı; herkesin önünde verdiği o söz şimdi bir pranga gibi boynuna dolanmıştı. Leyla, sadece bir elbiseyi taşımamış, zekası ve onuruyla kendisine kurulan tuzağı zaferine dönüştürmüştü. O akşam herkes şok içindeydi çünkü sıradan bir hizmetçinin, kibrin en büyüğünü asaletle nasıl dize getirdiğine tanık olmuşlardı.