Taburcu olacağı gün kocası onu almaya gelmeyince Anna her şeyi hastane personeline sormaya karar verdi: Ancak odasından çıkar çıkmaz iki hastane görevlisinin konuşmasına kulak misafiri oldu ve dehşetten donakaldı

Taburcu olacağı gün kocası onu almaya gelmeyince Anna her şeyi hastane personeline sormaya karar verdi: Ancak odasından çıkar çıkmaz iki hastane görevlisinin konuşmasına kulak misafiri oldu ve dehşetten donakaldı .

Merdivenlerden düşüp kolunu kırdığı ve ağır bir sarsıntı geçirdiği günden beri Anna, kocasının aşırı ilgisiyle sarmalanmıştı. Kocası her gün meyvelerle geliyor, onu ne kadar özlediğini fısıldıyor ve iyileşmesi için şehrin en lüks kliniğinin masraflarını tereddüt etmeden ödüyordu. Anna, dünyanın en şanslı kadını olduğunu düşünüyordu; ta ki o sabah taburcu saati gelip geçmesine rağmen kocasının telefonlarına cevap vermediği o ana kadar. İçini kemiren huzursuzlukla hemşireye sormak için odasından çıktığında, koridorun köşesindeki iki görevlinin fısıldaşmalarını duydu.

Duyduğu konuşmalar karşısında dehşet içinde kalan Anna, çığlık atmamak için ağzını elleriyle kapattı ve panik içinde eşyalarını toplamaya başladı . Görevlilerden biri, “Kocası onu merdivenlerden itti ama kadın mucize eseri kurtuldu,” diyordu. Diğeri ise “Adam her gün bir şey hatırlayıp hatırlamadığını kontrol etmeye geliyordu, hafıza kaybı yaşaması tam ona göre oldu,” diye ekledi. Konuşmaların devamında, kocasının genç sevgilisiyle yeni bir hayat kurmak ve servetini bölüşmemek için bu cinayete teşebbüs ettiği gerçeği tokat gibi yüzüne çarptı.

Anna’nın dizlerinin bağı çözüldü, tüm vücudunu buz gibi bir korku dalgası sardı. O “şefkatli” ziyaretlerin aslında sevgi değil, suçluluk ve korku dolu birer denetim olduğunu anlamıştı. Kaza sandığı o karanlık an, aslında kocasının onu yok etme girişimiydi ve şimdi adamın neden hastaneye gelmediği belli olmuştu: Belki de yarım bıraktığı işi bitirmek için daha korkunç bir plan yapıyordu. Kalbi göğsüne sığmıyor, her atışı koridorda yankılanıyor gibi geliyordu.

Tek bir düşünce zihnini bir bıçak gibi kesti: Hemen bu hastaneden çıkmalı ve izini kaybettirmeliydi. Kocası, karısının her şeyi hatırladığını ve bu lüks kliniğin aslında bir hapishane olduğunu fark ettiğini anlamadan önce kaçmalıydı. Titreyen elleriyle üzerini değiştirdi, çantasını kaptı ve hastanenin arka çıkışına doğru, hayatı için koşmaya başladı. Arkasına bakmaya cesareti yoktu çünkü bildiği tek şey, sığındığı o limanın aslında onu boğmaya çalışan bir cellat olduğuydu.

Artık Anna için hayat bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı; sevdiği adamın bir katil, evinin ise bir suç mahalli olduğunu bilerek yeni bir savaşa başlıyordu. Güvendiği her şey bir toz bulutu gibi dağılmıştı ama hayatta kalma içgüdüsü her zamankinden daha güçlüydü. Kocası eve döndüğünde boş bir yatak ve adaletin soğuk nefesini ensesinde bulacaktı.

Like this post? Please share to your friends: