Trende, yol boyunca bana şüpheyle bakan ve çantasını göğsüne sıkıca bastıran yaşlı bir kadınla birlikte gidiyordum; ancak tren aniden fren yapınca çanta elinden kayıp yere düştü

Boşanmanın ardından her şeyimi kaybetmiş, elimde tek bir valizle kız kardeşimin yanına gitmek üzere trene binmiştim. En ucuz vagondaki yerime geçtiğimde, karşımda yetmişli yaşlarında yaşlı bir kadın oturuyordu. Başörtüsü ve eski örgü hırkasıyla oldukça mütevazı görünüyordu ama kucağındaki pazar çantasını sanki bir hazineymiş gibi göğsüne bastırıyordu. Gözlerini bir an bile üzerimden ayırmıyor, her hareketimi şüphe dolu bakışlarla takip ediyordu.

Yolculuk boyunca ne bir şey yedi ne de gözünü kırptı. Ona gülümsediğimde ise “Önüne bak, işine karışma” diyerek beni tersledi. Bu kadının neden bu kadar gergin ve saldırgan olduğunu anlayamıyordum. Akşam saatlerinde tren aniden sert bir fren yapınca kucağındaki çanta ellerinden kayıp yere düştü. İçinden dökülenleri toplamak için hamle yaptığımda gördüğüm manzara karşısında donakaldım.

Yerde, banka şeritleriyle bağlanmış deste deste paralar duruyordu. Eski bir pazar çantasının içinden çıkan bu servet, böyle bir ortamda imkansız gibi görünüyordu. Kadın bembeyaz kesildi ve titreyen bir sesle fısıldadı: “Bunlar benim değil, sadece ulaştırmam gerek.” Gözlerindeki o korkunç ifade, yerini derin bir çaresizliğe bırakmıştı. Paraların, torununun yarınki hayati ameliyatı için gereken ödeme olduğunu o an öğrendim.

Neden tek başına ve bu kadar tehlikeli bir yöntemle yolculuk ettiğini sorduğumda, “Başka çarem yoktu, bu para torunumun tek şansı,” dedi. Gün boyu bana neden şüpheyle baktığını şimdi anlıyordum. O aslında benden değil, elindeki tek umudu kaybetmekten korkuyordu. O gece boyunca uyuyamadım; bir yanda kadının cesareti, diğer yanda bu paranın çalınma ihtimalinin yarattığı o soğuk dehşet vardı.

Sabah istasyona vardığımızda, onu çıkışa kadar yalnız bırakmadım ve güvenli bir taksiye bindiğinden emin oldum. Taksi uzaklaşırken içimi bir ürperti kapladı: Eğer benim yerimde kötü niyetli biri otursaydı, o küçük çocuğun kaderi ne olurdu? Hayat bazen en ağır yükleri en zayıf omuzlara yüklüyordu ve o gün, o eski pazar çantasının içinde bir kağıt yığınından çok daha fazlasının, bir yaşam mücadelesinin taşındığına şahitlik etmiştim.

Like this post? Please share to your friends: