Ailemle buluşmak için çıkacağım beş saatlik yolculuğun hayalini kurarken, uçakta huzur bulacağımı sanmıştım. Ancak uçak havalandıktan kısa süre sonra burnuma gelen keskin ve mide bulandırıcı koku tüm planlarımı altüst etti. Başımı çevirdiğimde, arkamda oturan genç bir adamın kirli ve çıplak ayağını tam benim koltuğumun kolçağına uzattığını gördüm. Manzara kadar yayılan koku da katlanılamaz düzeydeydi; sanki uçak kabini değil de bir spor salonunun soyunma odasındaydık.

Nazikçe arkama dönüp ayağını çekmesini rica ettim, ancak aldığım cevap tam bir pişkinlik örneğiydi. Adam, “Böyle rahat ediyorum, çok rahatsızsan başka yere geç,” diyerek beni tersledi. Birkaç kez daha uyarmama ve çevredekilerin ayıplayan bakışlarına rağmen, sanki benimle oyun oynuyormuş gibi ayağını her itişimde geri koymaya devam etti. İyilikle ve kelimelerle bir yere varamayacağımı anladığımda, ona unutamayacağı bir ders vermeye karar verdim.
Sakinliğimi koruyarak kabin görevlisini çağırdım ve kendime dumanı tüten sıcak bir çay söyledim. Çay bardağını elime alıp bir süre bekledikten sonra, “yanlışlıkla” elimi çarptırıyormuş gibi yaparak bardağı tam o kirli ayağın üzerine eğdim. Kaynar olmasa da can yakacak kadar sıcak olan sıvı temas ettiği anda, adam acı içinde fırlayarak bağırmaya başladı. Tüm dikkatler bir anda üzerimize çekilmişti ve o küstah tavrından eser kalmamıştı.

Gürültü üzerine gelen kabin görevlisine son derece masum bir ses tonuyla, “Çok özür dilerim, yerimde olmayan bir şeye çarptım galiba,” dedim. Diğer yolcular da hemen söze girerek adamın saygısızlığını ve yaydığı kötü kokuyu şikayet etmeye başladılar. Görevli, adama sert bir dille kuralları hatırlatıp, davranışına devam ederse inişte polise teslim edilebileceğini bildirdiğinde adamın rengi kireç gibi oldu.

Yolculuğun geri kalanında o kaba adamdan çıt bile çıkmadı; ayaklarını usulca koltuğunun altına çekip başını öne eğdi. Ben ise nihayet arkama yaslanıp gözlerimi kapatabildim. Bazı insanlar nezaketten anlamıyor; sınırlarınızı korumak için bazen küçük bir “kaza” ve kararlı bir duruş, binlerce kelimeden çok daha etkili olabiliyor.