Yan komşumun evi iki yıldır boştu; ne yanan bir ışık ne de bahçede koşan bir çocuk vardı. Sadece dökülen yaprakların ve paslı kepenklerin sessizliği hüküm sürerdi. Ancak son zamanlarda geceleri evin içinden fısıltılar yükselmeye başladı. Önce rüzgarın oyunu sandım, yorgunluğuma verdim. Fakat bir gece, o karanlık boşluğun içinden keskin, çaresiz bir bebek ağlaması yükseldi. Hemen ardından kaba ve öfkeli bir yetişkin sesi duyuldu. Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken pencerenin kenarında donup kaldım; kimsenin yaşamadığı o ev, gecenin karanlığında resmen “konuşuyordu.”

Her geçen gece sesler daha da netleşti. Çarpılan kapılar, ayak sesleri ve aniden bastıran ürkütücü sessizlikler… Arkadaşlarıma bu durumu şaka yollu anlatsam da içimdeki korku büyüyordu. Nihayet fırtınalı bir akşamda, yağmurun sesini bile bastıran o feryatlar bardağı taşıran son damla oldu. Polisi aramalı mıydım yoksa yanılıyor muydum? Titreyen ellerimle fenerimi aldım, bahçeyi geçip o tekinsiz evin kapısına dayandım. Kapı kilitli değildi. İçerisi toz, rutubet ve terk edilmişlik kokuyordu.

Evin içinde ilerledikçe ağlama sesi oturma odasından gelmeye başladı. İçeri daldığımda gördüğüm manzara karşısında kanım dondu: Tozlu halının ortasında, bir yaşlarında, yapayalnız ve çıplak ayaklı bir bebek yatıyordu. Yanında devrilmiş bir biberon duruyordu. Etrafta ne bir eşya ne de başka bir insan izi vardı; sadece bu titreyen, gözü yaşlı küçük can parçası… Korkum bir anda yerini derin bir öfkeye ve koruma içgüdüsüne bıraktı. Hemen ceketimi çıkarıp bebeğe sardım ve polisi aradım.

Polis ve sağlık ekipleri kısa sürede olay yerine ulaştı. Sirenlerin kırmızı-mavi ışıkları eski duvarlarda yankılanırken, sağlık görevlileri bitkin düşmüş bebeği şefkatle kucağına aldı. Gerçek sonradan ortaya çıktı: Birileri boş evi sığınak olarak kullanmış, günlerce süren kavgaların ardından kaçarken bebeği karanlıkta bir başına terk etmişlerdi. Haftalarca her çıtırtıda irkilerek uyusam da, o küçük canın kurtulmuş olmasının verdiği huzur her şeye değerdi.

Şimdi o boş eve her baktığımda, bazen görmezden geldiğimiz seslerin aslında birer yardım çığlığı olduğunu düşünüyorum. O gece korkuma yenilmeyip harekete geçmem, bir hayatı kurtarmıştı. Artık rüzgar pencerelerimi sarstığında kulak kabartıyorum; çünkü biliyorum ki sessizlik kadar, kayıtsız kalmak da en büyük tehlikedir.